Ana Sayfa - il rehberi
Aranan:   Sektor:           Yardim
boluilrehberi >> Kultur Sanat

KÜLTÜR SANAT

Bolu ve çevresine ait eserlerin korunması ve sergilenmesini sağlamak üzere, 1975 yılında ilimize Müze Memurluğu kurulmuştur. Bir süre eski Güzel Sanatlar Galerisi binası içinde faaliyet gösteren Müze Memurluğu; 1976 yılında Bolu Kültür Sitesine taşınmıştır. Bolu Müzesi, 1977 yılında Müze Müdürlüğü’ne dönüştürülmüş olup; teşhir – tanzim çalışmaları tamamlanarak 14.11.1981 tarihinde ziyarete açılmıştır. Kültür Merkezi binasının giriş katında yer alan Müze; Arkeoloji ve Etnografya Salonları olmak üzere 2 bölümden oluşmaktadır. Müzede 01.01.2002 tarihi itibari ile 2805 adet arkeolojik, 1673 adet etnografik ve 11146 adette sikke olmak üzere toplam 15624 adet eser bulunmaktadır. Etnografya Salonu: Bu salonda, 19. yüzyıl ile 20. yüzyılın ilk yarısına ait olan; Türk Milletinin yakın geçmişte günlük hayatta kullandığı her türlü etnografik malzeme; konu birliği oluşturan vitrinlerde, yöresel özellikleri de göz önünde bulundurularak teşhir edilmektedir. Sergilenen bu eserler arasında; çeşitli takı ve aksesuarlardan oluşan ziynet eşyaları, çay, kahve, tütün gibi maddelerin hazırlanması ve içilmesinde kullanılan malzemeler, kesici – delici ve ateşli silahlar, düz–düğümlü ve işlemeli bez dokumalar, Mudurnu yöresi oya örnekleri, anahtar çeşitlerinden oluşan bir koleksiyon, Kıbrısçık–Seben–Mudurnu yöresi giyim-kuşam eşyaları, geleneksel ziraat aletleri ile dini eserler bölümünde toplanan el yazması kitap, rahle, şamdan, gülabdan ve çeşitli hatlardan oluşan levhalar bulunmaktadır. Ayrıca, geleneksel bir Bolu Evi odasını eşyaları ile birlikte sergileyen vitrin ile Bolu yöresinde Kına Gecesi; Merkeşler köyü davul–zurna ekibi eşliğinde Ördek Oyunu sahnelerinin mahalli kıyafetler giydirilmiş mankenler üzerinde canlandırıldığı kompozisyonlar; Etnografya Salonunun en dikkat çekici bölümleridir. Arkeoloji Salonu: Bu salonda insanoğlunun yerleşik hayat düzenine gectiği Neolitik (Cilâlı Taş) dönemden, Bizans dönemi sonuna kadar olan taş, maden, pişmiş toprak, cam gibi maddelerden yapılmış eserler kronolojik olarak sergilenmektedir. Ağırlıklı olarak Roma dönemi eserlerinin sergilendiği bu salonda Bolu yöresinden yalnızca Değirmenözü köyü I. bin buluntuları ile, Roma ve Bizans dönemi eserleri yer almaktadır. Neolitik, Eski Tunç, Urartu, Frig, Lidya, Klasik ve Helenistik döneme ait az sayıda eser ise; kronolojiyi tamamlamak üzere diğer müzelerden devir olunan ya da satın alma yoluyla müze kayıtlarına giren eserlerdir. Dönemlerine göre bu salonda sergilenen eserler: NEOLİTİK DÖNEM (M.Ö. 8000 – 5500): Müzede bu döneme ait serpantin ve sileks türü maddelerden yapılmış el baltası, ezgi, dilgi taşı ve ok uçları sergilenmektedir. TUNÇ ÇAĞI (M.Ö. 3000 – 1200): Üç evreden oluşan bu çağdan, Eski ve Orta Tunç dönemlerine (M.Ö. 3000 – 2000) ait gaga ağızlı testi, ağırşak, idol, tezgah ağırlığı, kolye, saç iğneleri, rhyton ve meyvelik gibi eserler ile Geç Tunç döneminden (M.Ö. 2000 – 1200) bronz kase ve baltalar yer almaktadır. M.Ö. I. BİN: Bolu Değirmenözü köyü buluntusu olan kapaklı çömlek ve demir kılıçlar ile; Urartu (M.Ö. 900 – 600) Eserleri: Bronz bilezik ve pişmiş toprak çanak-çömlekler, Frig (M.Ö. 750 – 547) Eserleri: Pişmiş toprak boyalı kaplar, fibula, biz, dikici ve kazıyıcı bronz eserler, Lydia (M.Ö. 700 – 547) Eserleri: Lekythos, lydion vb. pişmiş toprak eserler Klasik Dönem (M.Ö. 475 – 330) Eserleri: Kase, amphoriskos vb. pişmiş toprak eserler Helenistik dönem (M.S. 330 – 30 ) Eserleri: Kabartmalı kaseler, terracota figürinler ve mezar steli; M.Ö. I. bin eserleri olarak sergilenmektedir. ROMA DÖNEMİ (M.Ö. 30 – M.S. 395) Bu dönem eserleri; heykeltıraşlık, pişmiş toprak, cam ve madeni eserler olmak üzere 4 grupta teşhir edilmektedir. Heykeltıraşlık Örnekleri: Bu grupta heykel, heykelcik, figürlü adak stelleri, sunaklar, torso ve ostothek gibi eserler yer almaktadır. Bu eserler arasında Herakles heykeli, kadın başı, Hermes büstü ile Sağlık Tanrısı Asklepios, kızı Hygeia ve yardımcısı Telesphoros heykelcikleri dikkat çekmektedir. Pişmiş Toprak Eserler : Bu grupta amphora, figürin, kandil, tabak, bardak, kase, mask, koku kabı, aplik, testi ve testicik çeşitlerinden oluşan çoğu mezar hediyesi olan eserler sergilenmektedir. Bu eserler arasında Yığılca Hacılar köyü ve Bolu merkez Çaygökpınar köyü buluntuları dikkat çekmektedir. Madeni Eserler : Bu grupta altın ve bronzdan yapılmış diadem, çelenk, yüzük, küpe, heykelcik, kandil, fibula, ayna, strigil gibi eserlerin yanında; seylan taşından yapılmış kolyeler de yer almaktadır. Bu eserler içerisinde Zeus, Apollon ve Hermes heykelcikleri ile figürlü yüzük kaşları ilgi çekmektedir. Cam Eserler : Genellikle üfleme tekniğinde yapılmış gözyaşı şişeleri, emzikli kaplar, bardak, şişe, bilezik, kadeh ve kase türünde eserlerden oluşmaktadır. Ayrıca salon teşhiri içerisinde fildişi, kemik ve madenden yapılmış, tıp ve kozmetik aletlerinden oluşan bir bölüm yer almaktadır. BİZANS DÖNEMİ (M.S. 395 – 1453) Bu döneme ait vaftiz teknesi, kandil, ikona ve haçlardan oluşan çok az sayıda eser bulunmaktadır. SİKKE BÖLÜMÜ: Arkeoloji Salonunda altın, gümüş ve bronz sikkelerden oluşan zengin bir sikke koleksiyonu mevcuttur. Üç ayrı bölüm halinde verilen bu eserlerin ilkinde Grek şehir sikkeleri ve kral sikkeleri sergilenmektedir. İkinci grupta kronolojik olarak Roma İmparatorları ve Bizans İmparatorlarına ait sikkeler bulunmaktadır. İslami sikkeler bölümünde ise, Emevi, Artuklu, Selçuklu, İlhanlı, Osmanlı vb. İslami kültürlere ait sikke ve defineler ayrı gruplar halinde sergilenmektedir. Sikke bölümünün en dikkat çekici eserleri; Grek şehir sikkeleri ve Osmanlı Dönemi defineleridir. BAHÇE TEŞHİRİ: Kültür sitesi bahçesinde sütun, sütun başlığı , friz, arşitrav bloklarından oluşan Mimari parçalar ile erzak küpleri, mezar stelleri ve lahitlerden oluşan büyük boyutlu eserler gruplar halinde teşhir edilmektedir. 1-ARKEOLOJİK VERİLERLE BOLU : Arkeolojik buluntulara göre Bolu tarihi, Eski Tunç Çağına kadar uzanmaktadır. Bugünkü Turizm ve Otelcilik M.Y. Okulunun bulunduğu alanda yer alan küçük bir höyükte ele geçmiş olan ve halen Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde “BOLU KABI” ismiyle sergilenen pişmiş toprak eser M.Ö. 3000 yılına tarihlendirilmektedir. Söz konusu eser Bolu’da şu ana kadar bilinen en eski bulutudur. Gerede ilçesi, Ümitköyü çevresinde de yine aynı şekilde M.Ö. 3000 – M.Ö. 2000 (Eski Tunç ve Orta Tunç Çağı) yerleşmeleri tespit edilmiştir. Göynük ilçesi, Soğukçam köyünde bulunan “Kaya Abidesi” ise; M.Ö. 8 – 7 yüzyıllarda Orta Anadolu’da büyük bir devlet kurmuş olan Friglerin Bolu’daki varlığının en önemli kanıtıdır. Üzerinde üçgen bir niş olan ve aynı zamanda bilinen en uzun Frig Kitabesi özelliğini taşıyan Kaya Abidesinde 9 satır kitabe bulunmaktadır. Bolu merkez Hisartepe Höyüğünde 1978 yılında yapılan kazıda M.Ö. 7. yüzyıla tarihlendirilen Batı Anadolu kaynaklı bir seramik parçası bulunmuştur. Söz konusu buluntu bu dönemde Bolu’daki Lidya kültürünün küçük bir göstergesidir. Pers kralı Kyros’un M.Ö. 546 yılında Lidya Krallığını yıkması ile; Büyük İskender’in M.Ö. 333 yılında Pers kralı Darius’u yenmesi arasında kalan 200 yıllık süre içinde Bolu toprakları, Pers egemenliği altında kalmıştır. Bu döneme ait tek buluntu ise Gerede ilçesi, Avşarıevvel köyünde ele geçen Arkaik dönem mezar stelidir. Halen İstanbul Arkeoloji Müzelerinde sergilenen süvari tasvirli bu eser M.Ö. 5. yüzyıla aittir. Makedonya Kralı Büyük İskender’in M.Ö. 334’te Anadolu’ya girmesi ile, Helenistik uygarlık gelişip büyümüştür. Bu dönemde Bolu ve çevresi Bithynia Krallığı sınırları içinde yer almaktadır. Bolu’da Bithynia dönemi sadece sikkeler üzerinden takip edilebilmektedir. Sikkeler dışında, bu döneme ait başka bir buluntu ele geçmemiştir. Bithynia Kralı I. Nicomedes, M.Ö. 3. yüzyıl başlarından itibaren paralı asker olarak getirdiği Galatların Orta Anadolu’da yerleşmesini sağlamıştır. Galatların Bithynia yaylalarında da yerleştikleri bilinmektedir. İlimizde, Bolu merkez Hıdırşeyhler köyü yakınında iki adet Galat Tümülüsü (yığma mezar) bulunmaktadır. Bu tümülüslerde 1960’lı yıllarda yapılan kazıda çıkan Galat tasvirli altın broş ve diğer eserler halen İstanbul Arkeoloji Müzelerinde sergilenmektedir. II. Nicomedes (M.Ö. 149 – 120) zamanında M.Ö. 149’dan sonra Bithynia’da Helenistik kültür tesirini artırmıştır. 1978 yılı Hisartepe kazısı ve Bolu Müzesince yapılan 1995 yılı Örencik Tümülüsü kazılarında M.Ö. 1. yüzyıla ait Geç Helenistik dönem seramik ve terracota figürin parçaları bulunmuştur. M.Ö. 74 yılında Bithynia’nın son kralı IV. Nicomedes vasiyetname ile Bithynia topraklarını Romalılara bırakmıştır. Bu tarihten itibaren Bolu çevresi Roma’dan gelen valiler tarafından yönetilmiştir. Roma dönemi, Bolu’nun en parlak çağı olmuştur. Kentler yeni baştan imar edilerek, geniş alanlara yayılmıştır. Claudiopolis (Bolu merkez), Krateia (GEREDE), bugünkü Bolu sınırları içinde kalan Roma dönemine ait önemli antik şehirlerdir. Bolu’da Roma dönemine ait kalıntı ve eserlerin yoğunlaştığı diğer bölgeler; - Mengen – Gökçesu vadisi - Bolu merkez Çaygökpınar köyü - Bolu merkez Bünüş Köyü (Taban mozaiği bulunmuştur.) -Seben ilçesi Çeltikdere vadisi (Sağlık Tanrısı Asklepios, kızı Hygeia ve yardımcısı Telesphoros heykelcikleri bulunmuştur.) M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılması ile Doğu Roma (Bizans) sınırları içinde kalan Bolu; İmparator İustinianus (M.S. 518 – 527) döneminden itibaren Thema adı verilen askeri valiler tarafından yönetilmiştir. Bolu ve çevresinde Bizans dönemine ait pek çok kalıntı bulunmaktadır. Mengen ilçesinde 2001 yılında Bolu Müzesi tarafından yapılan kurtarma kazısında, 20.65 x 42.10 m. ölçülerinde, 3 nefli, 3 apsisli, bazilikal planlı bir kilisenin temelleri açığa çıkarılmıştır. Bolu’da bulunan en büyük Bizans yapısı olan bu kilise, Erken Bizans döneminin en önemli kalıntısıdır.Yine 1996 yılında Bolu Müzesi Müdürlüğünce Yedigöller çevresinde yapılan Arkeolojik Yüzey Araştırmasında, Bizans dönemine ait yerleşim yeri kalıntıları ile; birbirine yakın aralıklarla inşa edilmiş 5 adet kilise tespit edilmiştir. 1997 yılında Dörtdivan ilçesi, Köroğlu vadisinde yapılan yüzey araştırmasında da 3 adet benzer planlı kilise kalıntısı ve bazı mezarlar bulunmuştur. Seben ilçesi Çeltikdere köyü yakınlarında bulunan ve oldukça iyi korunmuş durumdaki Çeltikdere Bizans Kilisesi; Orta Bizans döneminin (M.S. 842 – 1204) Bolu’daki en önemli örneğidir. 2-ANTİK ŞEHİRLER : BITHYNIUM – CLAUDIOPOLIS ( BOLU) Arkeolojik verilere göre Bolu ovasındaki ilk yerleşim M.Ö. 3. bine kadar uzanmaktadır. Bugünkü Turizm ve Otelcilik Meslek Yüksek Okulu’nun bulunduğu alanda yer alan küçük bir höyükte 1942 yılında ele geçmiş olan Pişmiş toprak eser (BOLU KABI) bölgenin en eski buluntusudur. Hisartepe, Kargatepe, Fırkatepe ve Uğurlunaip tepesini kapsayan alanda kurulmuş olan Bithnium – Claudiopolis şehrinin tarihi ise 1978 yılı Hisartepe kazısında ortaya çıkan bulgulara göre M.Ö. 7. yüzyıla kadar gitmektedir. Helenistik dönemde Bithynia Kralı Ziaelas’ın (M.Ö. 255 – 235 ?) doğu seferi sırasında ele geçirilerek Bithynia Krallığı’na bağlanan şehir, o dönemde imar edilmiş ve şehre Bithynium ismi verilmiştir. 1978 yılı Hisartepe kazısında bulunan Geç Helenistik döneme ait seramik parçaları dışında, Bithynia dönemi şehrine ilişkin başka bir buluntu şu ana kadar ele geçmemiştir. M.Ö. 74 yılında Roma hakimiyetine giren şehrin adı Roma İmparatoru Claudius’un (M.S. 41 – 54) adına izafeten Claudiopolis olarak değiştirilmiştir. Günümüz yerleşiminin, antik şehrin üzerine kurulması nedeniyle ayakta kalmış hiçbir yapı bulunmamaktadır. Ancak, 1978 yılı Hisartepe kazısında, Roma İmparatoru Hadrian (M.S. 117 – 138) tarafından yaptırılmış olan ANTINOUS TAPINAĞI’na ait mimari parçalar bulunmuş, Hisartepe’nin güney yamaçlarında ise antik tiyatroya ait bazı izler tespit edilmiştir. Antinous Tapınağı’na ait sütun, arşitrav ve friz parçaları ile antik tiyatroya ait kitabeli bir friz parçası halen Bolu Müzesinde sergilenmektedir. Geçmiş yıllarda, şehrin muhtelif yerlerinde yapılan inşaatlara ait temel hafriyatlarında Roma dönemine ait heykeller, mimari parçalar ve mezar stelleri bulunmuştur. 1995 – 1997 yılları arasında Bolu merkez Sümer mahallesi ve Karaçayır mahallesinde bulunan 3 ayrı parselde; Bolu Müzesi Müdürlüğünce yapılan kurtarma kazılarında toplam 30 adet Roma dönemi lahit ve tuğla mezarı açığa çıkarılmıştır. Mezarlarda bronz sikkeler, pişmiş toprak koku kabı ve kandiller, gözyaşı şişeleri gibi çok sayıda mezar hediyesi ele geçmiştir. M.S. 2 – 3. yüzyıllara tarihlendirilen söz konusu mezarların yayılma alanı göz önünde bulundurulduğunda, Roma dönemi nekropolünün bu kadar geniş bir alanı kapsaması, antik Claudiopolis’in büyüklüğü konusunda da fikir vermektedir. Sümer Mahallesinde Yapılan Kazıda Bulunan Mezar Hediyeleri, Roma Dönemi Yine Bolu Müzesi Müdürlüğünce şehir içinde yürütülen çalışmalarda, 1995 yılında Belediye Su İşleri binası önünde, Claudiopolis kentine ait tek örnek olan küçük bir mozaik taban döşemesi ve 1996 yılında Büyükcami mahallesi katlı otopark yanında büyük blok taşlarla inşa edilmiş Roma Yolu’nun 15 m.lik bir bölümü açığa çıkarılmıştır. Ayrıca Bolu şehir merkezinde, Erken Hıristiyanlık dönemine ait, içi fresk süslemeli Hypoge’lere rastlanmıştır. Şehirde Bizans döneminden kalma izler bulunmakta ve bu döneme ait bazı eserler Bolu Müzesinde sergilenmektedir. CLAUDIOPOLIS (BOLU) ŞEHRİNİN ÖNEMLİ BULUNTULARI HEYKELTRAŞLIK ESERLERİ : Bolu merkez, Akpınar mahallesinde yapılan inşaatların temel hafriyatlarında Roma dönemine ait önemli eserler açığa çıkmıştır. 1973 yılında HERAKLES HEYKELİ, 1976 yılında KADIN BAŞI, 1983 yılında HERMES BÜSTÜ ve 1995 yılında NYMPHE HEYKELİ bulunmuş olup; söz konusu eserler, Claudiopolis kentinin heykel sanatındaki yeri ve zenginliğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır. GLADYATÖR MEZAR STELLERİ : Bolu merkez, Sümer mahallesinde bulunan ve halen Bolu Müzesinde sergilenen 2 adet mezar stelinden birinde; yarışmalar sırasında ölen gladyatörlerin isim ve yaşları listelenmiş, diğerinde ise ölen bir gladyatör için karısı tarafından yazılan ve aşağıda örneği verilen kitabe yer almıştır: 'Eskiden beri çalgıyla, sözle herkese takılıp eğlendiren biriydim. Gör şimdi, Nasıl yalnızım. Yattığım yerde. Zira yalnızlıktan başka birşeyim yok artık! Philokynegos Makedon adım; Yenilmez Gladyatör, bronz çelenkli; (herkes için) müşterek olan yazgıyı paylaşıyorum. Anatole, kocası Philokynegos'un anısına kendi parasıyla yaptırdı. 3- BOLU İLİNDEKİ DİĞER KALINTILAR FRİG KAYA ABİDESİ : Bolu ili, Göynük ilçesi, Soğukçam köyündedir. M.Ö. 8 - 7. yüzyıllarda Anadolu'da büyük bir devlet kuran Friglerin Bolu’da da yerleştiğinin en önemli kanıtı olan kaya abidesi, aynı zamanda bilinen en uzun Frig kitabesi olma özelliğini de taşımaktadır. Abide üzerinde üstte, kutsal günlerde Kybele heykelciğinin konulduğu üçgen bir niş ve altında da 9 satır kitabe bulunmaktadır. SEBEN KAYA EVLERİ : Bolu ili, Seben ilçesinde birbirine yakın aralıklara, kayalara oyularak yapılmış çok sayıda evden oluşan yerleşim yerleri mevcuttur. Bunlardan en önemlileri Alpagut köyü - Muslar mahallesi, Çeltikdere, Karca, Solaklar, Hoçaş ve Kaşbıyıklar köylerinde bulunmaktadır. Kaya evlerinden oluşan yerleşim yerinde, kırmızı boyalı haç işaretlerine rastlanması; bazı evlerde şapel, rölik çukuru gibi uygulamalara yer verilmesi; Seben Kaya Evlerinin Erken Hıristiyanlık Döneminden, Orta Bizans Dönemine kadar kullanılmış olabileceğini akla getirmektedir. ÇELTİKDERE BİZANS KİLİSESİ : Seben ilçesi, Çeltikdere köyü yakınında bulunan kilise Orta Bizans Döneminin (M.S. 842 - 1204) klasik dini mimari şemasına uygun olarak haç biçiminde inşa edilmiştir. 9x13 m. ölçülerinde bir oturma alanına sahip olan kilise kesme taş ve tuğladan inşa edilmiş olup, batısındaki girişte narteski, doğusunda ise dışa taşkın 3 apsisi mevcuttur. Oldukça iyi korunmuş durumdadır. 1-BOLU TÜRK DÖNEMİ TARİHİ ESERLERİ TÜRK DÖNEMİ ESERLERİNİN GENEL LİSTESİ: Arkeolojik buluntulara göre Bolu tarihi, Eski Tunç Çağına kadar uzanmaktadır. Bugünkü Turizm ve Otelcilik M.Y. Okulunun bulunduğu alanda yer alan küçük bir höyükte ele geçmiş olan ve halen Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde “BOLU KABI” ismiyle sergilenen pişmiş toprak eser M.Ö. 3000 yılına tarihlendirilmektedir. BOLU MERKEZ A- CAMİLER : 1- Tabaklar Camisi 2- Sultanzade (Somuncu) Camisi 3- Aktaş Camisi 4- Karamanlı Camisi 5- Ağda Camisi 6- İmaret Camisi 7- Saraçhane Camisi 8- Kadı Camisi 9- Yıldırım Bayezid (Büyük)Camisi 10-Ilıca Camisi 11-Çepni Köyü Camisi 12-Keçeci Mehmet Camisi 13-Karaköy Cuma Camisi B- HAMAM - ÇEŞME : 1- Kızılay Hamamı 2- Tabaklar Hamamı 3- Sultan Hamamı 4- Orta Hamam 5- Çeşme (8 adet) 6- Şadırvan (l adet) C- HANLAR : 1- Aşağı Taşhan 2- Yukarı Taşhan D- TÜRBE - HAZİRE : 1- Aktaş Türbesi 2- Semerkant-ül Buhara Türbesi 3- Kasım Dede Türbesi 4- Ümmi Kemal Türbesi 5- Gölyüzü Türbesi 6- Hayreddin-i Tokad-i Türbesi 7- Şehitlik Anıtı E- SİVİL MİMARİ : 1- Tarihi Konut (32 adet) F- İDARİ YAPI : 1- Hükümet Konağı 2- Adliye Binası 3- Güzel Sanatlar Galerisi Binası GEREDE İLÇESİ 1- Aşağı Tekke Camisi ve Türbesi 2- İnköy Camisi 3- Yukarı Hamam 4- İkinci Avşar Köyü Çeşmesi 5- Çoğullu Köyü Köprüsü 6- Yukarı Tekke Köyü Camisi ve Türbesi 7- Aşağı Hamam 8- Kiliseli (Tüccar) Hanı GÖYNÜK İLÇESİ A- CAMİLER : 1- Sof Ali Camisi 2- Kayabaşı Camisi 3- Çeşme Camisi 4- Kebkebirler Camisi 5- Gazi Süleyman Paşa Camisi 6- Hacı Kadın Camisi 7- Hacı Abdi Camisi B- HAMAM - ÇEŞME : 1- Gazi Süleyman Paşa Hamamı 2- Çeşme (2 adet) C- HANLAR : 1- Eski Han D- TÜRBE - HAZİRE : 1- Akşemseddin Türbesi 2- Ömer Sekkin Türbesi 3- Tabak Dede Türbesi 4- Hazire (3 Adet) E- SİVİL MİMARİ : 1- Tarihi Konut (111 Adet) 2- Saat kulesi F- İDARİ YAPI : 1- Hükümet Binası 2- Eski Halk Eğitim Merkezi Binası MENGEN İLÇESİ 1- Bölükören Köyü Camisi 2- Kayabükü Köyü Camisi 3- Yunusiye Haziresi MUDURNU İLÇESİ A- CAMİLER : 1- Kanuni Sultan Süleyman Camisi 2- Asılbey Camisi 3- Hatice Hatun Camisi 4- Yıldırım Bayezid Camisi 5- Dereçetinören Köyü Camisi 6- Samsa Çavuş Camisi B- HAMAM - ÇEŞME : 1- Yıldırım Hamamı 2- Tarihi çeşme (2 Adet) C- TÜRBE - HAZİRE : 1- Abdurrahim Tirsi Baba Haziresi 2- Kanuni Sultan Süleyman Camisi Haziresi 3- Şeyh İmran Veli Haziresi 4- Samsa Çavuş Türbesi D- KÖPRÜ : 1- Hızırfakı Mahallesi Köprüsü E- SİVİL MİMARİ : 1- Tarihi Konut (206 Adet) SEBEN İLÇESİ 1- Çarşı Camisi 2- Korucuk Köyü Camisi 3- Nimetli Köyü Camisi YENİÇAĞA İLÇESİ 1- Eskiçağa Yıldırım Camisi 2- Eskiçağa Yıldırım Hamamı 3- Eskiçağa Türbesi 2- BOLU'NUN TÜRK MİMARİSİ AÇISINDAN ÖNEMİ: Bolu ve çevresinde ilk fetih yılları ve Selçuklu dönemine ait hiçbir eser bulunmamaktadır. 14.yy başlarından itibaren Osmanlı Beyliği akınlarının başladığı bölge, 1326 yılında beylik topraklarına katılmıştır. Bolu ve çevresinin Osmanlı Beyliğinin ilk yerleşme alanlarından olması nedeni ile, İlk Devir Osmanlı Mimarisini göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Osmanlı'nın ayakta kalmış ilk mimari eserlerinden biri Mudurnu ilçesi, Güveytepe köyünde yer alan Samsa Çavuş Camisidir. Bu eser Osman Gazi dönemine tarihlenmektedir. Bolu'da Osmanlı Beyliğine ait orijinal plan ve görünümünü koruyan diğer bir eserde Orhan Gazi döneminden kalan Göynük Süleyman Paşa Hamamıdır. Bolu'da Orhan Gazi döneminin farklı bir özelliği de 'Çandı' denilen büyük ağaç kütüklerinin uçları kertilerek çivisiz olarak birbirine geçirilmek suretiyle inşa edilen binalardır. Kökleri Doğu Türkistan’a kadar uzanan bu tarz mimari özellikle Akçakoca'nın fethettiği Sakarya ile Karadeniz Ereğli’si arasındaki bölgede cami uygulaması olarak görülmektedir. Bolu'da bu tarz mimari ile yapılmış 19. yy’a ait çok sayıda köy ve yayla evi de bulunmaktadır. Osmanlı mimarisinin Bolu'da en parlak dönemi Yıldırım Bayezid devridir. (Şehzadelik Devri) Bu dönemde imar faaliyetleri artmış ve klasik Osmanlı mimarisine mihenk taşı olabilecek çok önemli adımlar atılmıştır. Bu döneme ait bazı eserler: Bolu, Yıldırım (Büyük) Camisi ve Hamamı (Orta Hamam), Mudurnu Yıldırım Camisi ve Hamamı, Eskiçağa Yıldırım Camisi ve Hamamı, Gerede Yıldırım Camisi ve Hamamı. Bolu ve çevresinde Yıldırım Bayezid Devrinden sonra, Klasik ve Son devire ait çok sayıda eser bulunmasına rağmen, bunlar Mimari açıdan aynı dönemlerde yapılmış İstanbul, Edirne Bursa gibi şehirlerde yapılanlar kadar önem arz etmezler. Bu dönemlere ait zikre değer bazı eserler ise; Göynük Ömer Sekkin Türbesi (1449). Göynük Akşemseddin Türbesi (1464)., Kadı Camisi (16.yy.), Ilıca Camisi (1510)., Karaköy Cuma Camisi (1562)., Aşağı Taşhan(1750) ve Yukarı Taşhan (1804)dır. Ayrıca Bolu Merkez, Mudurnu, Göynük ilçeleri 19.yy ile 20.yy. ilk yarısına tarihlenen çok sayıda geleneksel Sivil Mimari Örneğine sahiptir. Kentsel Sit Alanı olarak koruma altına alınan bu evler, geçmişi günümüzde yaşatan, Türk halkının hayat tarzını, geleneklerini yansıtan önemli vesikalardır. 3- BOLU TÜRK DÖNEMİ MİMARİ ESERLERİ: CAMİLER Samsa Çavuş Camisi : Mudurnu ilçesi, Güveytepe köyü yakınında bulunmaktadır. Hakkında yazılı bir belge bulunmayan Cami, halkın ilgisi ile günümüze kadar Samsa Çavuş ismi ile yaşatılmıştır. Osmanlı Devletinde ilk çavuş unvanını taşıyan, ömrünü Sakarya boyunu tutmakla geçirmiş, Osman Gazi'nin silah arkadaşlarından Samsa Çavuş'un Sakarya nehrinin kuzeyinde Çavuş deresi üzerinde bir cami ve hamam yaptırdığı bilinmektedir. Bolu Salnamesinde de Samsa Çavuş Camisi ismi ile bahsedilen bu caminin Samsa Çavuş tarafından yaptırıldığı kuvvetle kabul edilmektedir. Kareye yakın dikdörtgen planlı bir cuma mescididir. 8 - 8.5 m. ölçülerindeki duvarlar 78 cm. kalınlıkta olup moloz taşıyla, üç sıra meşe hatıllı olarak yapılmıştır. Bolu Yıldırım Bayezid Camisi (Büyükcami): Bolu Yıldırım Camisi,Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılan medrese ve kütüphaneden oluşan mimari bir külliyenin merkezidir. Yıldırım Bayezid Bolu'da yaptırmış olduğu hamam (Orta Hamam) ve 30 dükkanı bu külliyenin ihtiyaçlarının karşılanması için vakfetmiştir. Yıldırım Bayezid'ın yaptırmış olduğu cami 1891 yılında yanınca, tamamen yıktırılmış ve 1899-1900 yılında bugünkü tek kubbeli cami yapılmıştır. İlk şeklinin ahşap olduğu tahmin edilen bu cami 1944 depreminde büyük hasar görmüştür. Kubbe payandaları ve köşe kuleleri kaldırılmış, taş olan kubbe kasnakları sıvanmıştır. Orijinal görünümünü epeyce kaybeden caminin medrese ve kütüphanesinden herhangi bir iz bulunmamaktadır. 12 Kasım 1999 depreminde hasar gören cami restore edilmiş ve 2002 yılının Ramazan ayında hizmete açılmıştır. Mudurnu Yıldırım Bayezid Camisi (Büyük Cami): Yıldırım Bayezid tarafından şehzadeliği zamanında 784 H.(1382) yılında Hamam ve Medrese ile birlikte yaptırılmıştır. Şehrin merkezinde yer alan bu caminin kitabesi olmamakla beraber biraz ilerisinde bulunan hamamın kapısı üzerindeki kitabe ve vakfiye özetine göre tarihlendirilmektedir. 1776, 1839, 1900 ve 1956 yıllarında onarım görmüştür. Doğusunda bulunması gereken medrese mevcut değildir. Cami kareye yakın dikdörtgen planlı bir ana mekan ve üç bölümlü son cemaat yerinden oluşmaktadır. 20.70 m. olan ana mekanı tromplarla geçilen 19.43 m. çapındaki yüksek kasnaklı bir kubbe kaplamaktadır. Bu da klasik Osmanlı Döneminde olgunlaşan mekan birliği düşüncesinin ilk adımlarındandır. Bu kadar büyük bir alanı kapatmak için cami duvarları oldukça alçak ve kalın tutulmuş, içeride duvarlara eklenen payelerle taşıma gücü artırılmıştır. Bu payeler yine Osmanlı mimarisinin doruğa ulaştığı 8 istinatlı camilerin ilk denemelerindendir. Üç bölümlü son cemaat yeri kubbelerle örtülü olup, ortadaki kubbe daha küçük ve dilimli, yanlardakiler ise daha büyük ve yüksek kasnaklıdır. Kuzeye üç sivri kemerle açılan son cemaat yeri; asıl mekana göre daha alçak olup, bu kademeli görünüm yine Klasik devirdeki piramidalleşme olgusunun Erken dönemdeki ilk belirtilerini taşır. Eskiçağa Yıldırım Bayezid Camisi : Yeniçağa ilçesi, Eskiçağa köyünde yer almaktadır. 791 H. (1388) de Yıldırım Bayezid adına yaptırılan cami, zaman içerisinde gördüğü onarımlarla orijinalliğini büyük ölçüde yitirmekle birlikte, ilk planını korumaktadır. Dikdörtgen planda, kırma çatılı basit bir yapıdır. Göynük Süleyman Paşa Camisi : Göynük İlçe merkezinin doğusunda Akşemseddin Türbesinin yanında yer alan cami, vakıf kayıtlarına göre ilk olarak 1331-1335 yılında yapılmış, fakat muhtemelen ahşap olan bu cami yıkılmış olduğundan yerine Sultan II. Abdülhamit'in emri ile bugünkü cami yapılmıştır. 17.70 x 16.10 m. boyutlarındaki yapı Geç Devir mimarisinin karakteristik özelliklerini aksettirmektedir. Kadı Camisi : Bolu merkezinde yer alan cami Mimari karakterine göre XVI. yy’a tarihlenmektedir. Bolu Livası Salnamesine göre eser Demirtaş Paşazade Mehmet Bey tarafından yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı caminin mihrap bölümü beş kenarlı olarak dışa taşkındır. Tamamıyla kesme taştan inşa edilen cami, düz ahşap tavanlı, kırma çatısı Marsilya kiremit örtülüdür. Kalan izlerden bugün ahşap olan üst örtünün evvelce kubbeli olduğu, fakat eserin büyük tahribata uğraması sonunda yeniden yapılırken ahşap tavanlı yapılmış olduğu tahmin edilmektedir. Caminin ilk şeklinin 3 bölümlü son cemaat yerine sahip olduğu kuzey cephe önünde kalan sütun kaidelerinden anlaşılmaktadır. Caminin taç kapısı sivri kemerli eyvan şeklinde olup iki kenarı mihrabiyelidir. Pembe mermerden söveli, lamba zıvana şeklinde geçmeli basık kemerli cümle kapısının ahşap kapı kanatları, Osmanlı kündekari işçiliğinin güzel örneklerinden birini teşkil eder. Ilıca Camisi : Bolu merkezinin 5 km. güneyinde Karacasu'da yer alan cami İsfendiyaroğlu Kızıl Ahmet Paşa Beyin oğlu Musa Paşa tarafından 916 H.(1510-1511) yılında yaptırılmıştır. 1944 depreminde büyük hasar gören cami 1960 da eski ölçülerine göre yeniden inşa edilmiş ve kitabesi aynen yeni binaya monte edilmiştir. Moloz taştan, kare planlı küçük bir camidir. Sadece cümle kapısı kesme taş olup beden duvarlarından çıkıntı yapmaktadır. Karaköy Cuma Camisi : Bolu'nun 7 km. batısında Karaköy'de yer alan cami giriş kapısı üzerinde yer alan çini kitabesine göre 970 H.(1562-1563) tarihinde Musa Paşa oğlu Mehmet Bey'in annesi tarafından Cuma Camisi olarak yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı, moloz taş örgülü camiyi üstten kiremitli bir çatı örtmektedir. Pembe mermerden yapılmış cümle kapısı ve bu kapı üzerinde yer alan çini kitabesiyle dikkat çeken caminin eski yayınlarda 2 çini kitabesi olduğu bilinmekte ise de bir tanesi bugün mevcut değildir. Mevcut kitabe dikdörtgen mermer bir pano içerisinde alt ve üsten Çin bulutu motifleriyle çerçevelenmiş 4 parça çiniden oluşmaktadır. Sülüs hatlı kitabede zemin koyu lacivert yazılar ise beyaz ve kiremit renklidir. Yazılar arasına yer yer yaprak ve çiçek motifleri serpiştirilmiştir. Cami içerisinde tavanlar aşı boyalı iken yenilenmiş ancak mahfilin orijinal kalan kısımlarında kırmızı yeşil renkli aşı boyaları halen görülebilmektedir. 1992 yılında cami esaslı bir onarım geçirmiştir. Cami Kitabeleri : İnşa Kitabesi; “Bu camii şerifi Halid bin Velid (r. a) soyundan Musa Paşa oğlu Mehmed’in annesi yaptırmıştır. Bu E(a)la Hanım, Ebu Bekr’ül-Sıdd^ık (R.A.) soyundan, Sultan Selim Han’ın sadrazamı Cemali Mehmed Paşa’nın oğlu Mehmed’in kızıdır” Bu bina dokuz yüz yetmiş tarihinde tamamlandı. İkinci Kitabe (kayıptır); “Ey Rabbimiz bizden bu binayı kabul eyle. Bize inayet edip, fazlınla doğru yolu buldur. Şu camii şerif ne zaman ki tamam oldu; yüce olan Rabbimiz Allah onu kabul etsin. Hatifi gaybi tarihini şöyle düştü (İşte bu mescid elbette takva üzere tesis edilmiş bir mesciddir.) * Parantez içinde yer alan sözler, ebced hesabı ile Hicri 971 tarihini vermektedir. İmaret Camisi : Bolu merkez, Büyükcami mahallesinde, Saraçhane camisinin güneydoğusunda yer almaktadır. Vakıf kayıtlarına göre Kızıl Ahmet Bey soyundan Şemsi Paşa tarafından 16.yy da yaptırıldığı anlaşılan cami, zaman içerisinde gördüğü onarımlarla orijinalliğini büyük ölçüde yitirmiştir. Dört sıra tuğla bir sıra taş dizisinden oluşan cami beden duvarları kirpi saçakla sonlanmakta ve altta dikdörtgen çerçeveli üstte sivri kemerli, iki katlı bir pencere düzenlemesiyle dışa açılmaktadır. Dikdörtgen planlı caminin cümle kapısı üzerinde üst üste iki kartuş içerisinde iki satır sülüs kitabe yer almaktadır. Kuzey batı köşede tuğla minaresi bulunan caminin, kırma çatısı tamamen yenilenmiş olup içten II. Abdülhamid zamanında yapıldığı söylenen ahşap bir tavanla örtülüdür. Saraçhane Camisi : Bolu merkez, Büyükcami mahallesi, Belediye meydanında yer almaktadır. Kitabesine göre 1163 H. (1750) tarihinde silahtar Mustafa Ağa tarafından ihya edildiği anlaşılan cami, Evliya Çelebi Seyahatnamesi ve Mimar Sinan'ın eserlerinin listesini veren Tezkeretül Ebniyede Mimar Sinan'ın eseri olarak görülmektedir. Bu durumda cami ilk olarak 16.yy.da Mimar Sinan tarafından yapılmış, bu caminin harap olmasıyla da Silahtar Mustafa Ağa tarafından yeniden ihya edilmiştir. Dikdörtgen planlı cami duvarlarında aralarında tuğla hatıllar bulunan moloz taş malzeme kullanılmıştır. Kirpi saçaklarla geçilen kiremit örtülü kırma çatısı içte ahşap tavanlıdır. Kuzey cephesinde dükkanlar bulunan caminin girişi doğudan sağlanmakta ve beden duvarları sivri kemerli 2 katlı pencere düzenlemesi, köşe pahı, kuş köşkleri, doğu ve güney cephe duvarında yer alan sivri kemerli çeşmeleri ile dikkat çekmektedir. Kuzey doğusunda kesme taş kare kaideli, tuğla silindirik gövdeli minaresi yer almaktadır. Yukarı Tekke Camisi : Gerede, Kabirler mahallesi, Vezir sokakta yer alan cami, kitabesine göre 1267 (Hicri) tarihinde Abdullah Efendi tarafından yaptırılmıştır. Kerpiçten, dikdörtgen planlı caminin doğu köşesinde kesme taştan bir türbe yer almaktadır. Tabaklar Camisi : Bolu merkez, İzzet Baysal Caddesi üzerinde yer alan cami, kitabesine göre 1310 - 1315 H. (l897) tarihinde yapılmıştır. 17.40 x 20 m. ebadında dikdörtgen planlı cami duvarları Geç Osmanlı Mimarisi karakteri taşımaktadır. HANLAR : Aşağı Taşhan : Şehrin merkezinde Yıldırım Bayezid (Büyük) Camisinin batısında, Yukarı Taşhan'ın güneyinde yer almaktadır. 1750 yılında eşraftan Emin Ağa tarafından yaptırılmıştır. Kesme taştan güney köşeleri pahlı, geniş bir saçak silmesi ile sonlanan beden duvarlarının güney kenarında üçer mazgal penceresi yer alır. Güney kenar ortasında bulunan yuvarlak kemerli büyük kapının üzeri iki büyük konsol ile çıkıntı teşkil eden bir cumba şeklindedir. Yukarı Taşhan : Aşağı Taşhan'ın kuzeyinde yer alan Yukarı Taşhan giriş kapısı üzerindeki kitabeye göre 1219 H.(1804) tarihinde Serbevvab Hacı Abdullah Ağa tarafından yaptırılmıştır. 2 katlı açık avlulu bir handır. Avlu etrafını saran kare kolon payeler ve yuvarlak kemerlerin teşkil ettiği revaklar çapraz tonoz örtülüdür. Revakların arkasında odalar sıralanmaktadır. Doğu yönünde beden duvarlarında çıkıntı teşkil eden cümle kapısı yuvarlak kemerli büyük bir eyvan şeklinde avluya açılmaktadır. Cümle kapısının iki yanında kemerli 2 dükkan bulunmaktadır. HAMAMLAR : Süleyman Paşa Hamamı : Göynük ilçe merkezinin doğusunda Akşemseddin Türbesinin yakınında bulunmaktadır. Vakıf kayıtlarına göre 1331-1335 tarihinde Gazi Süleyman Paşa tarafından cami ile birlikte yaptırılmıştır. Cami 1875 yılındaki büyük sel baskınında yıkılınca Sultan II. Abdülhamid devrinde tamamen yenilenmiştir. Hamam orijinal ebat ve planını koruyan en eski Osmanlı Hamamlarından birisidir. 1950 den sonra yapılan esaslı bir onarımla cephe taşlarının çoğu, kat silmeleri değiştirilmiştir. Erkekler ve kadınlar bölümü olmak üzere çifte hamam olarak teşkil olunmuştur. Her iki bölümde soğukluk, ılıklık ve sıcaklık kısımlarından oluşmaktadır. Bolu Yıldırım Bayezid Hamamı (Orta hamam) : Soğukluk kapısı üzerinde yer alan 2 satırlık Arapça kitabesine göre 791 H.(1389) yılında Çelebi Bayezid tarafından babası hayatta iken yaptırılmıştır. Mimarı Mudurnu Yıldırım Hamamını da yapan Ömer Bin İbrahim olup imzası giriş kapısının kilit taşındadır. Çifte hamam tarzında, dıştan moloz taşla inşa edilen küçük ölçülerdeki bu hamam, içten Mudurnu'daki kadar olmasa da oldukça zengin süslemelere sahiptir. Yakın tarihlerde onarım gören binanın çatı ve kubbe kiremitleri tamamen yenilenmiştir. Mudurnu Yıldırım Bayezid Hamamı : Mudurnu Büyükcami mahallesinde, Yıldırım Camisinin karşısında bulunmaktadır. Erkekler kısmı giriş kapısı üzerindeki kitabe ve vakfiye özetine göre 784 H.(1382) yılında Yıldırım Bayezid tarafından Ömer bin İbrahim'e yaptırılmıştır. Yanından geçen yol kotu altında kalan hamamın erkekler kısmı soğukluğu hariç basık bir dış görünümü vardır. Yakın tarihlerde yapılan onarımla taç kapı dışındaki duvar taşları büyük ölçüde değişmiş, oluklu kiremit örtülü çatısı beton kaplanmıştır. Ancak, gerek büyüklüğü, gerekse taç kapı ve kubbe geçişleriyle erken dönem Osmanlı hamamlarının en orijinal ve en güzel örneklerinden birisi olma özelliğini korumaktadır. Çifte hamam tarzında yapılmış bu hamam dıştan son derece basit görünümüne karşın, mukarnaslarıyla Osmanlı mimari tezyinatı tarihinde bir dönüm noktası teşkil edecek şekilde mühimdir. Osmanlı mimarisinde 15. yy’dan itibaren badem, çift badem, sarkmalar, püsküller gibi tam ve mükemmel unsurlar görülmeye başlarken, 14. yy’a ait bu yapıda mukarnas artık doruğa ulaşmış, plastikleşmiş, Selçuklu eserlerinden çok ileri bir merhaleye varmıştır. Eskiçağa Yıldırım Bayezid Hamamı : Yeniçağa ilçesi, Eskiçağa köyünde yer alan Hamam cami ile aynı devirde 791 H.(1388) de Yıldırım Bayezid adına yapılmıştır. Küçük fakat mimari bakımından önemli bir yapıdır. İki bölümlü sıcaklıktan oluşan hamamın soğukluk bölümü yıkılarak yeniden yapılmıştır. Tepeye doğru daralan yıldızlarla dekore edilmiş kubbe, Türk üçgeni ve istiridye şeklinde tromplu kubbe geçişleri ile dikkat çeker. Tabaklar Hamamı : Bolu merkez, Tabaklar mahallesinde yer almaktadır. 16. yy.da Tavil Mehmet Paşa tarafından yaptırıldığı tahmin edilen Tabaklar Hamamı, kadınlar bölümü daha küçük çifte hamam tarzındadır. Bütün duvarları moloz taş olan hamamın, saçakları silmelidir. Yol genişletme çalışması sırasında soyunmalığı yıkılmıştır. Sultan Hamamı :Bolu merkez, Büyükcami mahallesi, Saraçhane sokağında yer alan hamam, mimari karakterine göre 16. yy.’a tarihlenmekte ve Sokullu Mehmed Paşa Vakfı olarak, vakıf kayıtlarında geçmektedir. Ön kısmı üzerinde yer alan kule şeklindeki feneri 19. yy’da eklenmiştir. Çifte hamam tarzındadır. TÜRBELER : Ömer Sekkin Türbesi : Göynük'te Akşemseddin Türbesinin 100 m. kadar doğusunda yer alır. Hacı Bayram Veli’nin talebesi Akşemseddin arkadaşı olan Ömer Sekkine (Bıçakçı Ömer Dede) ait olan türbe 853 H.(1449) yılına tarihlenmektedir. Yüksek platform üzerine, tamamen kesme taştan sekizgen planlı olarak inşa edilen türbe kubbe ile örtülüdür. Giriş kapısı önünde kare kaideli, mukarnas başlıklı iki sütuna oturan kubbeli bir revak yer almaktadır. Akşemseddin Türbesi : Göynük ilçesi, Gazi Süleyman Paşa Camisi avlusunda bulunmaktadır. Büyük ilim adamı ve Fatih Sultan Mehmed'in hocası olan Akşemseddin, 1459 tarihinde vefat ettikten sonra 864 H.(1464) yılında türbesi yapılmıştır. Altıgen planlı türbenin kesme taştan yapılmış beden duvarlarının her kenarında sivri kemerli niş içinde dikdörtgen ve ağaç söveli pencereler yer almaktadır. Pahlı saçak silmeleri ile nihayetlenen beden duvarları üstten kurşun kaplı kubbe ile örtülüdür. Türbenin kuzeydoğu köşesinde sivri kemerli niş içerisinde giriş kapısı yer almaktadır. Kapı üzerindeki alınlıkta inşa kitabesi bulunmaktadır. Kenarlardaki alt sıra pencerelerin üzerinde sivri kemerli alçı şebekeli ikinci sıra pencereler mevcuttur. Türbe içerisinde Akşemseddin ve oğulları Fakih ile Nurihüda Çelebilerin sandukaları vardır. Akşemseddin ait sanduka, İlk devir ahşap işçiliğinin çok güzel bir örneğidir. 2.50 X 0.50 m. boyutundaki sanduka kapıdan girince sağdadır. Ceviz üzerine kabartma yazı ve kapaklarında nar çiçeği motifleri yer alır. Kitabeler: İnşa Kitabesi; İlahi incelikleri kavrayanların en üstünü, hakikate ermişlerin en kemallisi, Akşemseddin diye meşhur Şeyh Mehmed b. Hamza - Allah sırrını takdis etsin -, 863 (1459) senesinde Rebiülahir (Şubat) ayı sonlarında vefat etmiştir. O, 792 (1390) senesinde doğmuş olup; türbe, 868 (1464) yılında yapılmıştır Sanduka Yazıları Başucu; Hazreti Peygamber (S.A.V.) buyuruyor ki: “İşlerinizde tereddüde düştüğünüz zaman, kabir ehlinden yardım isteyiniz.” Ayakucu; Feylesoflardan biri demiştir ki: “İnsanın kalbini yumuşatan en tesirli öğüt, ölüler mahallesine (kabristana) bakmaktır”. Sağ Taraf Yazısı; Hazreti Peygamber (S.A.V.)’e: “İnsanların en zahidi kimdir?” diye sorulduğunda; kendileri: 1- “Mezarlığı ve çürümeyi hiç unutmayan; 2- Dünya nimetlerinin fazlasını terk eden; 3- Baki olanı fani olana tercih eden; 4- Yarını, günlerinden saymayan (hesaba katmayan) ; 5- Ve kendini, ölüler yerine koyan kimsedir” buyurmuşlardır. Sol Taraf Yazısı Yahya b. Muaz (Ö: 258 / 871) demiştir ki: “Şu üç şeyi yapan: 1- Kendisini terk etmeden önce dünyalıkları terk eden; 2- İçine girmeden önce ahiret evini yapan; 3- Ve, kavuşmadan önce Yaratıcısını razı eden kimse, akıllıca davranmış olur. Ümmi Kemal Türbesi : Bolu merkez, Tekke köyünde yer alan türbe Fatih Sultan Mehmed'in hocalarından Ümmi Kemal için 15.yy.da yapılmış, ancak daha sonraki yıllarda onarımla yenilenmiştir. Altı köşeli türbe, kesme taştan inşa edilmiş olup; üzeri ahşap çatıyla örtülüdür. Kasım Dede Türbesi :Bolu merkez, Yozgat köyünde yer alan türbenin son yıllarda yapılan tamiratlarla orijinalliği kısmen bozulmuştur. Altıgen planlı türbenin, basık kemerli kapısı üzerinde yer alan 3 satır sülüs hatlı kitabesi dikkat çekmektedir. Aşağı Tekke Türbesi : Gerede, Seviller mahallesi, Cami sokağında yer alan türbe, kitabesine göre 1259-(Hicri) (1844) yılında Şeyh Halil Efendi ve oğlu Mustafa Efendi tarafından yaptırılmıştır. Moloz taştan, köşeleri paflı kare planlı bir türbedir. Eskiçağa Türbesi : Yeniçağa ilçesi, Eskiçağa köyünde yer alan türbe, kare planda basit bir yapı olmakla beraber Osmanlı Türbe Mimarisinin tipik bir örneğidir. BOLU EVLERİ : Bolu merkez, Göynük ve Mudurnu da 19. yy. sonu 20. yy. başlarına tarihlenen çok sayıda Geleneksel Türk Evi bulunmaktadır. Çarşı, sokak, çeşme, saat kulesi, cami, han, hamam, türbe ve hazire gibi Mimari unsurları, gelenek ve görenekleri ile bir bütünlük oluşturan, Eski Türk Şehri özelliğini büyük ölçüde koruyan yalnızca Göynük ve Mudurnu evleridir. Bolu merkezde yer alan evler ise çok katlı betonarme binalar arasında kaybolup gitmektedir. Bölgenin yoğun orman dokusu ile kaplı olması evlerin inşasında ağırlıklı olarak ahşap kullanımına sebep olmuştur. Kagir malzeme ise daha ziyade cami, han, hamam gibi kamu binalarında, ahşap evlerin su basmanları ve Gayri Müslim evlerinde kullanılmıştır. Zemin + 1-2 katlı, kıtık sıva üzeri beyaz badanalı bu evlerin cepheleri ve kat araları ahşap silmelerle bölümlere ayrılmıştır. Her yüzeyde çok sayıda dar dikdörtgen penceresi olan, daha iyi ışık almak ve genişlemek maksadı ile ahşap konsolların desteklediği cumbaları bulunan bu evler,alaturka kiremit örtülü kırma yada beşik çatılı bir üst örtüye sahiptir. İç sofalı, dış sofalı plan türlerinin kullanıldığı bu evlerde, üst katlara içten merdivenlerle çıkılmakta ve kullanıma göre farklılık gösteren odaları bulunmaktadır. Odalara düz yada işlemeli ahşap tavanları, ocak, sedir, gömme dolap, yüklük gibi iç Mimari elemanlarıyla Türk ev Mimarisinin bütün özelliklerini taşırlar. BOLU ÇEŞMELERİ : Bolu'da düzensiz kentleşmenin en fazla tahrip ettiği eserler arasında yer alan çeşmelerimizden bugün çok azı ayakta kalabilmiştir. İl genelinde çok sayıda tarihi çeşmeden ancak 15-20 kadarı günümüze ulaşabilmiştir. Bu çeşmelerin büyük bir çoğunluğu 19. yy.a aittir. Saraçhane Camisi cephesinde yer alan iki çeşme ile Bolu merkez Karacaağaç köyündeki Köroğlu çeşmesi 19.yy. öncesi Bolu çeşmeleri hakkında bilgi vermektedir. Bu çeşmelerin özelliği sivri kemerli bir cepheye sahip olmalarıdır. 19.yy. Çeşmeleri ise iki kenarı plasterli üst üste iki bölümden oluşan dikdörtgen cephelidir. Silmelerin ayırdığı bu iki bölümden üsttekinin yüksekliği daha kısa olup; üzerinde bazen kitabe, bazen de çelenk içerisinde tuğra ve maşallah gibi ibareler yer alır. Alt bölümde ise üzerinde bitkisel bezemeler bulunan çeşme aynası vardır. Yalakları oval formludur. Akkaya Travertenleri : Bolu, Mudurnu karayolunun güneyinde, Çepni köyü yolunun batısında bulunmaktadır. Bolu ve Batı Karadeniz Bölgesindeki tek örnek olan, yapılaşmaya uğramamış, doğal yapısını aynen koruyan nadir çevrelerden biri olan Akkaya Travertenleri, doğu-batı doğrultusunda 250 m. uzunlukta bir oluşum ve bu oluşumun 100 m. batısında 50 m. ölçülerinde yeni ve daha küçük bir başka oluşumdan meydana gelmektedir. Travarterlerin oluşumunu sağlayan su travarten üzerinde yer alan bir gölde toplanmakta ve oradan oluşum üzerine dağılmaktadır. Anıt Ağaçlar : Bolu ve çevresi dünyanın sayılı, Türkiye'nin ise en güzel ormanlarına sahiptir. Meşe, Çam, Kayın, Köknar gibi çok çeşitli ağaç türlerinin yanı sıra bölgede gerek boyutları, gerekse asırları aşan yaşları ile ön plana çıkan çok sayıda anıt ağaç bulunmaktadır.Halkın ilgisi ile günümüze kadar gelebilmiş bu ağaçlardan, Akçakoca, Düzce ve Göynük ilçelerinde tespit edilen bazıları Kültür Bakanlığınca koruma altına alınmıştır.Tespiti yapılan bu anıt ağaçlardan birisi de Bolu merkez, Saccılar köyü mezarlığında yer alan Meşe ağacıdır. 30 m. yükseklik, 13.80 m. gövde çevre genişliği olan bu ağaç tahminen 800 yaşındadır. Kültür, bir toplumun yada toplumların birikimli uygarlığıdır, belli bir toplumun kendisidir, bir dizi sosyal süreçlerin bileşkesidir, bir insan ve toplum teorisidir. Bu temel kavramlar karşılığında kullanılan kültür soyut bir sözcüktür. Bu yüzden tanımlanması da oldukça güçtür. En geniş tanımıyla; bir toplumun üyesi olarak insanoğlunun öğrendiği, kazandığı bilgi, sanat,gelenek, görenek ve benzeri yetenek, beceri ve alışkanlıkları içine alan bir bütündür. Yani yaşama biçimidir. Kültür iç güdüsel ve katılımsal değil her bireyin doğduktan sonraki yaşantısı içinde kazandığı alışkanlıklardır. Kuşaktan kuşağa aktarılır, sürekliliğini gelenek ve görenekler sağlar. Kültür değişir ve bu değişim uyum yoluyla gerçekleşir. Halkın geleneğe bağlı maddi ve manevi kültürünü kendine özgü metotlarla derleyen, araştıran, sınıflandıran, çözümleyen ve halk kültürü üzerinde değerlendirmeler yapan bilim dalı folklordur. Folklor sözcüğünün dilimizdeki karşılığı “halk bilimi”dir. Folklor malzemelerinin üç yönü bulunmaktadır. 1- Bilgi haline gelmiş folklorik malzeme: Atasözü,destan,halk inançları, mani vb. 2- Yaşanan folklorik malzeme : Doğum, düğün, ölüm gelenekleri. 3- Sanat haline gelmiş folklorik malzeme: Halk oyunları, türküler, el sanatları gibi. Folklor, halk kültürünü araştırıp değerlendirmekle toplumun sosyo - ekonomik dinamiklerini ortaya çıkartmakta, milletin kültür birliğini sağlamakta, mahalli kültürü önce milli daha sonra evrensel hale getirerek insanlığın ortak kültürüne katkıda bulunmaktadır. Bu amaçla 1981 yılında Bolu Kültür Müdürlüğü bünyesinde folklor araştırma arşivi kurulmuştur. Folklor ihtisas kitaplığında 639 kitap mevcuttur. YILLARA GÖRE BOLU ARŞİVİNDE BULUNAN BELGELER YILLAR YAZILI BELGE YAZMA NADİR ESERLER SES BANDI BELGESE LVİDEO BANT SLAYT FOTOGRAF ETNOGRAFİK EŞYA TOPLAM 1989 682 32 39 9 272 203 21 1258 1990 36 - 10 - 37 - - 83 1991 9 - 12 - 87 - - 108 1992 5 - 11 - 158 - - 174 1993 3 - 12 1 76 52 - 144 1994 3 - 11 - 137 50 - 201 1995 1 - 5 - 20 - - 26 1996 - - - - - 20 - 20 1997 2 - 11 - 162 20 - 195 TOPLAM 741 32 111 10 949 345 21 2209 DOĞUM GELENEKLERİ : İnsan yaşamının hangi toplum ve toplulukta olursa olsun üç önemli aşaması vardır. Bunlar doğum, düğün ve ölümdür. Geleneklerimiz kuşaktan kuşağa aktarılmakta ve bu uzun bir süreci kapsamaktadır. Bu süreç doğumla başlamaktadır. Dini inançlarımız doğrultusunda doğum evlenme ve ölümle ilgili yapılması gereken görevler ve sorumluluklar yerine getirildikten sonra ayrıca gelenek ve göreneklerimizden kaynaklanan inanışlarımız da yerine getirilmektedir. İşte, doğum gelenekleri denildiğinde ilk olarak hamile kadının yerine getirmesi gereken sorumlulukları göz önünde tutulmalıdır. Yöremizde bu inanışlar şöyle belirlenmiştir; Hamile kadın, sahibinin haberi olmadan başkasının malına el süremez aksi halde doğacak çocuk haramzade olacaktır. Tüylü nesnelere bakılırsa çocuğun tüylü olur. Ela gözlü evlat isteyen anne aya bakar. Hamile kadın manda kaymağı yemez, yerse çocuğu vakitsiz doğar. Balık eti yenilirse çocuğun kemikleri zayıf kalır. Ayva yiyen annenin çocuğu gamzeli olur. Hamile kadın ölüye bakarsa çocuğun yüzü sarı olur. Çocuk eli açık doğarsa cömert olur. Büyük doğan bebek büyük devlet adamı olur. Kulakları büyük olan bebek zengin olur. Ayakları büyük olan bebek fakir olur. Çocuğun adı doğduğu gün konur. Loğusa yatağı yedi gün bekletilir. Çocuk kırk günlük olunca annesi ve akrabaları ile hamama götürülür. Bebek kırklanırken annesine gösterilmez. Eğer görürse anneyi korku basar ve hastalanır. Bebek kırklanırken suyun içine güzel olması için altın atılır. Çocuğun çabuk yürümesi için bir cuma günü iki ayağı ip ile bağlanır ve camiye götürülür. Camiden ilk çıkan erkeğe bu ip kestirilir buna 'köstek kestirme' denilir. Kız ve erkek çocuğun kundak giysileri doğumdan önce hazırlandığı için farklılık gözetilmez. Ancak kız çocukları için pembe, erkek çocuklar için mavi renkli giysiler tercih edilmektedir. Doğum yapan anneye bebek görmeye gidilmektedir. Akrabalar, komşular bebek görmeye hediyeleri ile birlikte giderler ve orada misafirlere loğusa şerbeti ikram edilir. Loğusa şerbeti “Nöbet şekeri” adı verilen kırmızı renkli şekerin suda eritilmesi ile yapılmaktadır. Halk arasında “Kırk basması, al basması” denilen bir inanış vardır ve loğusa kadının hastalanmaması için kırk gün boyunca odasında yalnız bırakmamaya gayret edilmektedir. Çocuğun ilk çıkan dişini gören kişi mutlaka hediye almalıdır. Bebeğin göbek kordonu kesildikten sonra parça cami, okul bahçesi veya mushafın içine bırakılır ki ileride çocuğun okuması niyet edilmektedir. Bebek görmeye gidildiğinde el işi yapılırsa göbek kordonunun geç düşeceği endişesi taşınır. Yine bebek görmeye gidildiğinde nazar değmesini engellemek için gelen misafirin üzerinden bir parça iplik koparılarak bebeğin kundağına koyulur. EVLENME GELENEKLERİ : Günümüzde, “Evlenme Gelenekleri” kültürel değişim süreci içerisinde ekonomik koşullara göre yönlendirilmiştir. Eski gelenekler tamamen olmasa da büyük ölçüde terkedilmiş yada yer değiştirmiştir. Evlenme, 20 yaşın üzerinde gerçekleşir. Görücü usulü ile evlenme şekli yerini çiftlerin karşılıklı anlaşmalarına bırakmıştır. Eşler birbirlerini düğün veya muhabbet ortamlarında tanımaktadırlar. Kaçarak evlenme görülmektedir. Buna etken olarak gelenekler veya geleneklerin getirdiği ekonomik ağırlık gösterilmektedir. İç güveysi şekli olan kız tarafına damat gelmesi de yaygın bir olaydır. Daha çok erkek evladı olmayan aileler damat alırlar. Eskilerde alınan başlık parası veya ağırlık bu gün süt hakkı olarak gelinin annesine ödenmektedir. Düğünlerin ilk aşaması olan kız görmeye cuma günleri gidilir. Söz alındığında kız tarafı gelenlere söz mendili dağıtıp şerbet ikramında bulunmaktadır. Düğüne başlarken “ekmek atımı” denilen gözleme dağıtma geleneği bugün yitirilmiştir. Nişan günü damadın omuzlarına yağlık denilen bir işleme örtülmektedir. Nişandan önce “urba” görülür, gelin ve damat tarafının büyükleri eşyaları ve takıları birlikte almaktadırlar. Kararlaştırılan nişan gününde kız evine gidilerek nişan takılmaktadır. Gelen konuklar hediyelerini ve takılarını nişan günü getirmekte ve yüksek sesle kimin ne hediye getirdiğini söylemektedir. Nişan günü yemekler yenilip, oyunlar oynanmakta nişanlı kıza bayram ve özel günlerde mutlaka hediye gönderilmektedir. Düğünden bir hafta önce okuyucu gezer. Tanıdık herkes düğüne davet edilir; ancak artık bu eylem, davetiyelerle yapılmaktadır. Perşembe günü çeyiz asma ile düğün başlar, çeyiz oğlan evine veya gelinle damadın birlikte açmış olduğu eve serilmektedir. Çeyiz kız evinden çıkmadan önce gelinin kardeşi veya bir yakını sandığa oturarak bahşiş alır. Bahşiş oğlan tarafından verilmezse sandık evden çıkarılmamaktadır. Kız çeyizi oğlan evinde hazırlandıktan sonra odanın kapısı kilitlenerek kayınvalideden bahşiş alınmakta, aynı gün çeyiz asanlara yemekler verilmektedir. Düğün süresince gelinin yanında yengeleri, damadın yanında sağdıcı (bir arkadaşı) bulunmakta olup, bu kişiler gelin ve damada yönlendirici görevi üstlenmektedirler. Cuma veya cumartesi akşamı kız evinde kına yapılmaktadır. Misafirlerin eğlencesinin bitmesine yakın damat tarafından yakın akrabalar kına ve çerez getirirler. Gelin kına yerinde ortaya oturtularak ellerine ilahiler eşliğinde kına yakılmaktadır. Gelinin bir eline kız tarafından bir kız, diğer eline erkek tarafından bir gelin kına yakmaktadır. Koca evine alıyla girip kefeniyle çıkması niyetiyle bir elinin kınası kırmızı, diğer elinin kınası beyaz mendille bağlanmaktadır. Gelin avucuna bir altın koyulmazsa ellerini açmaz. Gecenin bitiminde kız arkadaşlar sabaha kadar oturulup eğlenirler. Takip eden gün gelin alma günüdür. Yıllar önce gelin almaya atlarla gelinirken artık bu işi süslenmiş otomobiller yapmaktadır. Gelin evden çıkarken erkek kardeşi tarafından beline kırmızı kurdele bağlanmaktadır. Aynı şekilde, bahşiş verilmeden gelin evden çıkarılmamaktadır. Gelin evine getirildiğinde yapılan uygulamalar ise son derece anlamlıdır. Kapıdan içeriye girerken eline yağ ve bal verilerek eşiğe sürdürülür ki bunun anlamı yağ bal gibi geçimlerinin olmasını dilemektir. Gelinin bir kolunun altına ekmek, diğer kolunun altına Kuran-ı Kerim verilir, ayrıca evine bağlanması amacı ile eşiğe çivi çaktırılmaktadır. Resmi nikah ve imam nikahı mutlaka yapılmaktadır. İmam nikahı (hoca nikahı) dini kurallara göre gerdek öncesi ve gizli olmaktadır.Düğünün bitiminden bir sonraki gün duvak günüdür. Ancak duvak ilimizin bazı yörelerinde artık geçerli olmayan bir gelenektir. Hala yapılan yörelerde ise bayanlar gelinin evinde toplanıp oynarlar, duvak bitiminde gelin ve kaynana karşılıklı oynarken gelinin eline buğday verilir ve etrafına saçarak oynatılır ki bu bereketi simgeleyen bir törendir. Daha sonra damat gelir ve gelinin yüzündeki örtüyü alıp bir ağaç dalına asar. İnanca göre dut ağacına asarsa kız, armut ağacına asarsa erkek çocukları olacaktır. Göynük ilçesinde kız görücülere çıkmaz, şayet vermeye niyetli iseler, oğlan tarafı oyalı yemeni götürür ve kız tarafından çevre isterler. Çevre almaya “tutu” denilir, nişanda ise karşılıklı bohça değiştirilmektedir. Kınada kız ağlatma “yas tutma” geleneği vardır. Mudurnu’da kına gecesi ağır entariler giyilir, kız yakınları bindallı, erkek yakınları ise üç etek giymeye özen göstermektedirler. İlimizde eskiden, nişanda kızın bir top kumaşın üzerinden yürütülmesi, gelin hamamı ve saç örülmesi unutulmuş uygulamalardandır. Duvaktan sonra el öpmeler ve baba evini ziyaret törenleri gelmektedir. Kız evinde verilen davetle damat konuşmayarak bahşiş alma isteğini belirtir. Bu ziyaretlerde gelin yakın akrabalara hediye bohçası götürmektedir. El öpmeler düğün geleneklerinin son aşamasıdır. Yöre oyunlarını kadın ve erkekler ayrı ayrı mekanlarda oynamaktadırlar. Halk oyunlarımız en az iki kişi tarafından oynanıp, kadınlarda bu sayı altıdan fazla olmaz. Oyunlar karşılıklı ve yön değiştirerek daire ve çizgi formunda oynanır. Oyunlar bireysel olup son ve komut veren gibi özel kişiler yoktur.Çiftetelli gibi düz oyunlarda en ince özellik, kadın veya erkeklerin göbek atma ve omuz sallamasıdır. Kadın ve erkek oyunlarında sekme, sürtme, atlama (hoplama) ve yürüme ayakta yapılan temel hareketlerdir. Oyunların tümünde kollar dirsekten kırılarak yanlarda sabit veya önde belle omuz arasında aşağı ve yukarı hareket ettirilir. Yörede türkü adları aynı zamanda oyun adları olmuştur. Kadın oyunlarının hemen hepsi türkü eşliğinde oynanır. Türküyü genelde tef çalan kadın söyler. Günümüzde tefin yerini teyp kasetleri almıştır. Düğünlerde yaşlılar ve gençler aynı anda oyuna kalkamazlar. Özellikle Kıbrıscık ilçesi halk oyunları ve giysileri açısından zenginlik göstermektedirler. Bu oyunlar : Pıt pıt ( men men ) Atlama ( Gazel ) Düz oyun ( Çiftetelli ) Ah Karadeniz Değirmen Ziller Yemenimin uçları Ada yolu Halimem Estireyim mi Ördek Karaköy kaşık oyunu oynanmaktadır. İlimizde köçek adı verilen oyuncular günümüzde de bu geleneği devam ettirmektedirler. Köçekler kadın elbisesi giyerek zilleriyle birlikte eğlencelerde oynarlar. Ördek oyunu ilimizin en çok dikkat çeken oyunlarındandır. Ördeğin uyuduğunu gösteren bölümde oyuncular bahşiş almadan oyuna devam etmezler. Yöremizde oynanan bazı oyunların öyküsü de vardır. Bunlardan Karaköy Sekmesi oyununun öyküsü şöyle; Karaköy'den bir çoban köyün hayvanlarını her sene Haymana yaylasına beslemeye götürmektedir. Süresi bitince tekrar köye geri döner ve bir kızı sever. Kızı ailesinden istetir, fakat başlık parası fazla gelir. Bunun üzerine köyün ağası çobanı yanına çağırarak başlık parasını vereceğini söyler, ancak çoban ağanın koyunlarını bir yıl içinde Haymana'ya götürüp iyice besledikten sonra geri getirecektir. Çoban bu şartı kabul eder ve gider. Süre bitmiş ancak çoban dönememiştir. Bunun üzerine çobanın nişanlısı bu türküyü yakar. HALK ÇALGILARI : Dilli Kaval: Dilli kavallarda iyi bir ton ve temiz bir ses çıkarabilmek için oldukça uzun bir çalışma gerekmektedir. Bu kavalda genellikle ritmik,hareketli parçalar çalınır. Erik, dut, kayısı, şimşir ve kızılcık gibi sert ağaçlardan yapılır ancak erik ağacı daha çok tercih edilir. Davul, zurna, tef, kemençe düğünlerin vazgeçilmez çalgılarıdır. İlimizin ormanlarla kaplı oluşu insanları boş zamanlarında tahta oymacılığına yöneltmiş ve bu el sanatı geleneksel bir boyut almıştır. Özellikle Bolu Dağında, Bakacak'ta ve Göynük Kılavuzlar Köyünde oturan insanların geçimlerini bu sanattan kazandıkları söylenebilir. Ağaç oymacılığı daha çok dekoratif turistik eşya ve mutfak araç gereçleri şeklinde yoğunlaşmış bir el sanatı örneğidir. Akçakoca ilçemizde deniz ürünlerinden hediyelik eşyalar yapılmaktadır. Ayrıca yörenin büyük ölçüde geçim kaynağı olan fındık ve mısırı yansıtan süs eşyaları oldukça dikkat çekicidir. Kıbrıscık ilçesinde kaval, Düzce'de tüfek yapılmaktadır. Gerede ilçemizde ise dericilik, bakırcılık, kalaycılık, saraçlık mesleği halen devam etmektedir. Ancak usta – çırak ilişkisi çerçevesinde sürdürülen bu meslekler yavaş yavaş yerini teknolojiye bırakmaktadır. İlimizde bir başka el sanatı örneği Mudurnu iğne oyalarıdır. Mudurnu’da iğne oyası yapmayanların sayısı yok denecek kadar azdır. Mudurnu da bayanlar iğne oyası yaparak boş zamanlarını değerlendirirken geçimlerine de katkı sağlamaktadırlar. Bunun yanında kızlarının çeyizlerinde bulunan oyaların çokluğu ile övünmektedirler. düğünlerinde geleneğe bağlı olarak damadın annesi oyaları gelinine çeyiz olarak vermektedir. Kayınvalide için gelinine vereceği çeyiz,kızının çeyizi kadar önem taşımaktadır. Gelinim tatlı olsun diye öncelikle çeyize üzüm oyası koyulur. Geçimsizlik olur inancıyla biber oyası asla çeyize koyulmaz. Oya yapmaya salı günü başlanmaz. Cuma günü iş yapılmaz, yeni bir oyaya başlanacağı zaman becerikli eli tez bir bayan çağırılır ki oyanın çabuk biteceğine inanılmaktadır. Oyalar ipek iplikten yapılmaktadır ve genellikle ipek veya krep kumaşa dikilmektedir. En yaygın örnekler hercail, biber, limon, papatya, kınalı, parmak yıldız, küpe çiçeğidir. Oyalar isimlendirilirken doğadan esinlenmektedirler. Genç kızlar başlarına “gül” adı verilen gelin tacı takarlar. Mengen ilimizin telli veya nakışlı povları son derece güzeldir. Motiflerde yine doğa ilham kaynağı olmuştur. Dört köşe olan beyaz pamuklu dokumasının çevresine ve köşelerine desenler serpiştirilmiştir. Meşe yaprağı, akçaağaç, döngel, diken gülü, zengin nakışı, dut yaprağı, yıldız teli yöremizde kullanılan nakış isimlerindendir. Mengen'in burun çorapları, damat çorabı, gelin çorabı motiflere göre isimler alırlar. Güllü burun, kuş ayağı, aynalı kırma, doğulcu tokmağı, çift kırma gibi çoraplar hala insanların duygularına kaynaklık etmektedirler. Yaz aylarında koyunların yünleri çorap örmek için kırkılır.Kırkılan bu yünler oluk adı verilen yerlerde yıkanır. Kurutulduktan sonra ip haline getirilir. Beş şişle örülen çorabın motifi giyecek kişiye göre değişir. Mengen işlemelerinde kullanılan nakış ipliği bitkisel boyalarla renklendirilmektedir. İşlemelerde siyah renk desenlerin kenarına serpilmiştir. İşlemeler pamuk ipi ile el tezgahlarında dokunan kumaşlar üzerine değişik tekniklerde yapılmaktadır. Bu teknikler Türk işi veya Hesap işi olabilmektedir. Yığılca ilçemizde çorap örenler son derece güzel örnekler sergilemektedir. Folklorun konuları arasında yer alan geleneksel dokumalar, kıyafetler ve el sanatları ilimizin gösterişli maddi kültür ürünleridir. Giyim kuşam insanın içinde yaşadığı zamana, topluma, geleneklere ve zevklere göre biçimlenmektedir. Günümüzde yöresel kıyafetler sandıklarda yer almakta ancak özel günlerde giyilmektedir. İlimizde kullanılmış olan geleneksel kıyafetler aynı zamanda birer el sanatı örneklerdir. Kadınlar giyecekleri kıyafetleri yıllarca kendi dokuma tezgahlarında el emeği göz nuru dökerek dokumuşlar hatta ihtiyaç fazlasını satarak evlerinin geçimlerine de katkıda bulunmuşlardır. Kıyafetlerini aksesuarlarla süslemişler, duygu ve düşüncelerini nakışla, oya ile dile getirmişlerdir. Yörede artık kullanılmayan ancak hala örneklerine rastlayabildiğimiz kıyafetler şunlardır; Başta fes kullanılmaktadır. Fesin üzerine değişik motiflerde dövme olarak yapılan gümüş tepelik takılır. Gümüş tepelik kare biçiminde olup alına gelen kısmına altın paralar dizilmektedir. Fesin kenarına kırmızı renkte ipekli kumaştan çeki bağlanır. Gelin başında çizgilik, aynalık adı verilen aksesuarlar kullanılır. Genç kızlar evleninceye kadar bu baş süslemesini yapamazlar. Gelinin başına yüzünü kapatacak şekilde al veya çatkı adı verilen kırmızı pullarla işlemeli örtü örtülmektedir. Çember veya çevre olarak adlandırılan başörtüsü Göynük'te 'tokalı', Kıbrıscık'ta ”Nakışlı Yazma', Mengen'de “Telli veya nakışlı pov” olarak adlandırılmaktadır. “Alaca don” adı verilen giysi dokuma kumaştan dikilen bir tür şalvardır. Boyuna çizgileri olup bordo, mavi veya kırmızı renklerdedir. Fistan ve boy gömlekle giyilmekte iken günümüzde sadece alaca üzerine kazak ile kullanılmaktadır. Yakası işlemeli, önden düğmeli, beyaz üzerine mavi veya kırmızı renkte kareli olarak dokunan iç göynek ve onun üzerine giyilen boy göynek yün pamuk ipliğinden dokunmaktadır. Boy göyneğin etek uçları, yaka ve ön kısmı kök boyalı ( bitkisel boyalar ) ipliklerle işlenmektedir. Bu işlemelerin motifleri at nalı, koyun gözü, aynalı, güllü, kaz ayağı gibi isimlendirilmektedir. Üç etek; fistan ve boy göyneğin üzerine giyilen değişik renk ve desenlerde olabilen üç parçadan oluşan bir dış giyim. Yaka ve etek uçları tığ ile işlemelidir. Ön iki parçası bele takılan kuşakta toplanarak giysi kullanılmaktadır. İlimizde cepkenin çuhadan yapılanına “fermana” kadifeden olanına ise “salta” adı verilmektedir. Giysinin her iki yanı ve kol yanları gümüş rengi sim iplikle işlenmiştir. Üç eteğin üzerine giyilmektedir. Mudurnu ve Göynük ilçelerimizde geleneksel kıyafet olarak “bindallı”, “üç etek”, “top entari”, “bindal ceketi” kullanılmaktadır. Bindallı, başta fes ve çatkı ile kullanılan evli kadınların giydiği bir giysidir. Evlenmemiş kızlar sadece üç etek giyer başlarına gül takarlar. Top entari ve bindal ceket özel günlerde daha çok yaşlı kadınların rağbet ettiği bir giysidir. İlimizin özellikle Kıbrıscık, Seben ilçelerinde ve Bolu merkez köylerinde heybe kullanılmaktadır. Heybe kıl iplikle ve çeşitli motiflerde söz, nişan, kına gibi özel günlerde içine hediyeler koymak amacıyla taşınmaktadır. Bolu ili yemek yapmaya meslek edinmiş kişiler ile ünlüdür. Mengen'den yetişen aşçıların tarihi, padişah mutfağına kadar dayanmaktadır. Atatürk'ün aşçısı da Mengenlidir. Mengenli ustalar günümüzde bizim memleketimizde olduğu kadar diğer ülkelerde de tanınmaktadır. Her yıl yapılan Mengen Aşçılar Festivali İlimizin kültür ve Turizme katkısı açısından büyük önem taşımaktadır. Yöremizde genellikle mutfak, yemek ve oturmak amacıyla kullanılmaktadır. Evlerin yapımında mutfağın geniş olmasına ayrıca özen gösterilmektedir. Köylerde hemen hemen her evin bahçesinde toprak veya tuğladan yapılmış fırın bulunmaktadır. Odun ateşinde fırında pişen hamurun veya yemeğin lezzeti oldukça farklıdır. Yöremizde düğünler “ekmek atımı” denilen gözleme dağıtımıyla başlamaktadır. Okuyucu düğün için gezerken her eve gözleme bırakır. Bu gelenek kız istemeye giderken de uygulanmaktadır. Ancak zamanla bu kaybolmaya yüz tutmuş geleneklerimiz arasına girmiştir. Düğün yemekleri komşuların bir araya gelmesi suretiyle yapılır. Yayla Çorbası, yaprak dolması, et yemeği, hoşaf, börek, baklava düğün yemekleri arasında yer alır. Ayrıca kedi batmazı, paşa pilavı, cevizli çörek, yoğurtlu bakla çorbası, kabaklı gözleme, katık keş yöreye özgün yiyeceklerdir. Mudurnu'nun saray helvası yurt çapında ün yapmış bir kuru tatlı çeşididir. Bolu Mutfağına Özgü Yemekler : ÜZÜMLÜ KABAK HOŞAFI: Tatlı kabak soyulur, kare kare doğranır. Kuru üzüm bir başka kapta yıkanıp pişirilir. Kabaklar kaynar suya atılır, üstüne şeker ekilir. Kaynayınca kapatılır. MÜŞÜR HOŞAFI: İlk baharda bahçelerde yetişen gavur mancarı denilen bir otla pişirilir. Her derde devadır. COŞ: Pancarlar temizlenir kabukları ile iyice pişirilir. 3-4 saat kaynadıktan sonra kabukları soyulur, çok küçük parçalara ayrılır, ekşi olsun diye içine pestil veya erik kurusu (buruş) katılarak su ilave edilir. 1-2 saat pişirilir. Soğuyunca kış günlerinde özellikle makarna, pilavla servis yapılır. KATIK – KEŞ: Kaynamış yağlı sütten yoğurt çalınır. Yoğurt bir bez torbaya konulup ağaca asılır bir süre süzdürülür. Daha sonra tuzla yoğrularak özleştirilir. Biraz çörek otu koyulur, yuvarlak şekil verilerek yaylada gölgede kurutulur. SU BÖREĞİ: Unun içine 3-4 yumurta kırılır, tuz ve su ile yoğrulur. Ufak ufak pazıları kalınca yazılır. Kare kare kesip kaynamış tuzlu suyun içine atılır. Hemen sonra soğuk suya batırılır. Tepsiye döşeyip arasına yağ sürülür, yarıya geldiğinde katık - keş maydonozla yapılan iç dökülür. Ocakta pişirilir. GIRMA BÖREK: Yufkanın içine kaymak, patates, soğan, nane, maydanoz konulup yuvarlanır üzeri yağlanıp pişirilir. KABAKLI GÖZLEME: Kat kat açılan gözlemelerin arasına kabak ve şeker kavrulup sürülür ve üstüne döşenir, üzeri yağlanıp kalbura bastırılır. Şekil verdikten sonra pişirilir, kaymakla yenir. KÜLLÜ ÇÖREK (Kömme): Un, tuz, karbonat yoğrulur. Ekmek gibi yapılıp külün içine gömülür. Kabarınca piştiği anlaşılır. Özelliği ocakta az ateşli külde pişirilmesidir. SAKIZ BAKLA ÇORBASI: Bir tencerede kaynayan suyun içine ufak bir soğan çırpılır. Baklalar kırılıp yıkandıktan sonra tencereye atılır, pişirilir. İçine un, yoğurt, bir yumurta, tuz karıştırılır. İyice piştikten sonra yağ kızdırılıp dökülür. OVMAÇ ÇORBASI: Yağ, soğan, kıyma, salça kavrulur üzerine su koyulur kaynatılır. İçine diğer tarafta hazırlanan yumurta ve un karışımı avuç içinde parçalanıp tencereye atılır. Pişmesine yakın maydanoz koyulur. YAYLA ÇORBASI: Bir tencerede tuzlu su kaynatılır. Ayıklanmış pirinç suyun içine atılır. Başka bir tencerede pişirilmiş nohut ilave edilir. Ayrıca tabakta bir bardak un, iki kaşık yoğurt, bir yumurta karıştırılıp çorbanın içine katılır. Piştikten sonra tereyağı kızartılıp üzerine dökülür. KAŞIK SAPI: Un, tuz, su, bir yumurta hamur yapılır. Büyükçe bir yufka açılır. Küçük kareler şeklinde kesilir ve iki ucu birbirine yapıştırılır. Kaynamış suyun içine bir tencereye pişirildikten sonra süzülür. Tepsiye alınır. Üzerine keş ceviz tereyağı kızdırılıp dökülür. PALİZE: Nişasta suyun içine karıştırılır. Şeker ile birlikte kısa bir süre pişirilir. Muhallebiden farkı sütsüz olmasıdır. MANTAR YEMEĞİ: Yöremizde tespit edilen mantar türleri oldukça fazladır. Mantarlar soğan, maydanoz ve tereyağ'la pişirilir. Yöremizde en çok görülen çeşitler Akkulak, Karakulak, Et kulağı, Malgadun, Cincile, Gövenek, Sütliyen, Gelincik, Kedi tırnağı, Obalan, Kanlıca, Söbelen, Saçaklı dır. PAŞA PİLAVI: Haşlanmış patatesin kabukları soyulup doğranır. İçine bir iki tane haşlanmış yumurta, soğan, maydanoz, baharat, yağ, limon koyulup karıştırılır. MENGEN PİLAVI: Haşlanmış pirinçler tuzlu suda bekletildikten sonra tencerede yağ, soğan ve et kızdırılır. Biraz su ile pişirildikten sonra pirinç, şeker, tuz, biber ilave edilir. Piştikten sonra üzerine tekrar yağ gezdirilip, kekik , dereotu ve ceviz ile tatlandırılır. KEDİ BATMAZ: Yemek niyetine yenilen tatlılardandır. Tencerede tuzlu su kaynatılır. İçine küçük hamur parçaları atılıp pişirilir, suyu süzülünce üzerine tereyağı eritilir, ceviz ve pekmez dökülerek yenilir. SARAY HELVASI (Depme Helva): Un yağda kavrularak miyale haline getirilir. Şeker suda kaynatılır. Daha sonra elde çekiştirilerek liflenmesi sağlanır. Biraz dinlendikten sonra tepsiye tepilir. Un ve şeker iyice karıştırılarak yedirilmelidir. Tepsiye tepilen tatlı baklava gibi kesilerek servis yapılır. Kış gecelerinde insanların birikme dedikleri sohbet toplantılarında yapılan bir tatlıdır. FINDIK ŞEKERİ: Dağ fındığı çevirme ile kaplanır. Çevirme şekerin eritildikten sonra mermerin üzerine dökülüp karıştırılarak beyazlanması şeklinde elde edilir. Kazanda bu malzemenin içine atılan fındıklar çevrile çevrile beyaz renkli fındık şekeri haline getirilir. NEVRUZ GELENEKLERİ : Kültür Bakanlığı 1991 yılında geleneksel değerlerimizi canlandırarak yaşatmak amacıyla 21 Mart tarihinin Nevruz Bayramı olarak kutlanmasını uygun görmüştür. Bu tarihten itibaren valiliklerin ve yerel yönetimlerin katkılarıyla, her yıl yurt genelinde 21 Mart Nevruz günü olarak kutlanmaktadır. Bayramlar her millette görülen ve toplumun fertleri tarafından benimsenen ortak adetlerdendir. Bütün bayramların dini veya milli bir inanıştan, ortak bir hatıradan, tabiattan veya geleneklerden doğduğu bilinmektedir. Özellikle yeni yıl, yeni gün, yılbaşı gibi adlarla ifade olunan bahar bayramları Türkler arasında coşkuyla kutlanıla gelmiştir. Nevruz geleneği uygulamada bazı farklılıklar olmakla birlikte tüm Türk topluluklarında geleneksel bir niteliktedir. Nevruz Farsça bir kelime olup ”Yeni Gün” anlamını taşımaktadır. Orta Anadolu'da bugün “mart dokuzu” diye adlandırmaktadır. Nevruz, gece ile gündüzün eşit olduğu miladi 22 Mart, Rumi 9 Mart gününe rastlamaktadır. Ergenekon destanına göre bugün istiklalin kazanıldığı gündür. Anadolu’da “Sultan-ı Nevruz”, “Nevruz Sultan”, Mart dokuzu” ve “Mart Bozumu” gibi adlarla bilinen nevruz, gelenekleriyle bütün Türk toplumu içerisinde yaşamaya devam etmektedir. Bazı topluluklarda ise bugün Hz. Ali'nin doğum günü olarak bilinmektedir. Yöremizde baharın gelişini kutlamak amacıyla halk gruplar halinde mesire yerlerine giderler. Bugün aynı zamanda türbeler ziyaret edilir, dilekler tutulur. Kırlarda çeşitli eğlenceler düzenlenir. Maniler söylenir, niyet çekilir, baharın ilk çiçekleri toplanır. Sabah erken kalkılır, nevruzun ilk suyu ile yıkanmak geleneği vardır ve bugün özenle giyinilir. Soğan kabuğu ile boyanmış yumurtalar pişirilip yenilerek bolluk ve bereket dileklerinde bulunulur. Yüksek bir tepeye ateş yakılarak baharın geldiği müjdelenir. Mudurnu ilçesinde nevruz ”hep cennet”, Göynük ilçesinde ”Mart dokuzu”, ”beddam” gibi isimlerle anılmaktadır. HIDIRELLEZ GELENEKLERİ : Hıdrellez gelenekleri 6 Mayıs günü bütün yurtta olduğu gibi ilimizde de kutlanmaktadır. Ancak ilçeler arasında bazı değişikliklerde görülmektedir. Bolu'nun her ilçesinde piknikte salıncağa binme adeti görülür, böylece günahların atılacağına inanılır. Ortak bir diğer özellik sütü mayalamadan bırakmaktır. Hızır’ın geleceği ve süte dokunarak mayalanacağı düşünülmektedir. Seben ilçesinde mayasız süt yoğurt olursa bir sene boyunca o yoğurttan yoğurt mayalanır. Göynük'te süt yoğurt olursa bu yoğurttan birer parmak alınarak diğer yiyeceklere de sürülür. Seben de hıdrellez dini bir gün gibi nitelendirilmektedir. Temizliğe özen gösterilir. Kekik bitkisinin hıdrellezden sonraki günlerde toplanırsa şifalı olacağına inanılır. Genelde kutlamalar için suyun ve yeşilliğin bol olduğu bir yer tercih edilir. Mengen ilçesinde hıdrellezin bir gün öncesi akşam herhangi bir gül ağacının dibine küp gömülmekte ve sabah manilerle açılmaktadır. O gün hiç bir tarla, bahçe işi yapılmaz. Ev isteyenler evlerinin bahçesine ev, bebek isteyenler bezden bebek yaparlar. Ateş yakılıp üstünden atlanır.Gerede'de davul çalınarak Esentepe'ye gidilir, herkesten odun toplanıp ateş yakılır, yemekler pişirilip, hep birlikte eğlenilir. Kız çocukların saçları örülür. Genç kızlar ısırgan otu koparıp bekletirler, eğer ot solarsa sevdiklerine kavuşamayacaklarına inanırlar. Yeşil soğanlardan iki tane alıp, birine yeşil diğerine kırmızı kurdele bağlanır. Yeşil kurdele ile bağlı soğan bir, iki gün içinde uzarsa sefa sürüleceğine, kırmızı kurdeleli soğan uzarsa cefa çekileceğine inanılır. Kısmeti çıkmamış kızlar için çarşıdan hiç kullanılmamış bir kilit alınır, hıdrellez günü o kişinin başının üzerinde kilit üç defa açılıp kapatılır, üçüncüde açık bırakılır. Yedi çeşit ot veya çiçek toplanıp kaynatılır, suyu ile yıkanıldığında şifalı olacağı düşünülür. Kız çocukları ip üzerine oturtulup saçları taranır, uçları kesilerek ısırgan otu veya asma kökünün dibine gömülür. Mudurnu'da kırmızı gülün dibine kırmızı bezle bağlı para koyulur ve o para bir sene harcanmadan cepte taşınır.Göynük Gürcüler Çayırı, Bey bahçesi Hıdrellez eğlenceleri için seçilmiştir. O gün dilek dilenir sabah ezanında kağıda yazılıp akan bir suya atılır. Giderken de gelirken de kimseyle konuşulmaz, kağıt akıp giderse dileğin gerçekleşeceğine inanılmaktadır. Hıdrellez günü, yılan gelir düşüncesiyle evlere odun getirilmez. Aynı gün dikilen fasulyeler kurtlu olur. Hıdrellez çorbası olarak keşkek pişirilir. Hıdrellez günü yabancı bir insan görülürse misafir edilir. Isırgan otu kaynatılıp içilir veya yemeği yapılır. S harfi ile başlayan süt, sarımsak, soğan, simit, sucuk, salça, sütlaç, salatalık vs. yenilir. Bolu'da üç yol çatağına genç kızlar evlenmek için taş taş üstüne koyarak dilek tutarlar. Ağaç kaşıklar ateşe atılır, eğer yanmayan kaşık varsa Hızır’ın uğradığına işarettir. O gün ambarlar, kapılar açık bırakılır. Hıdrellez günü ikindi namazından sonra iki rekat namaz kılınıp kıbleye karşı durup niyet edilir. Sabah pencere açılıp; Sabah hayırı bizim olsun Anam babam cennetlik olsun Ya Allah ya kerim Allah Ya Allah kısmet yolla Ya Allah rızk yolla Ya Allah eletip götürüp Cehennemde yakma Ya Allah yüzümüzün karasına bakma diye dua edilir. RAMAZAN GELENEKLERİ : Oruç Müslümanlara farz olan bir ibadet şeklidir. Ramazan ayı Recep ve Şaban ayından sonra gelir. İslam aleminde bu aylara üç aylar denilir. Recep ayı Allah'ın, Şaban ayı peygamberin, Ramazan ayı ümmetindir. Ramazana üç ay kala her evde bir hareket başlar. Evde büyükler varsa, dileyen üç ay orucuna başlar veya üç gün oruç tutarlar. Şaban ayının on beşinden sonra temizlik başlar. Camlar silinir, çamaşırlar yıkanır. Önceleri bakır kap kullanıldığından bunlar kalaylatılıp Ramazana hazırlanmakta iken şimdi bu mutfak araçları kullanılmamaktadır. Yine Ramazana hazırlık, komşu bayanlar toplanıp yufka açarlarken, değişen koşullarda hazır yufka tüketilmektedir. Ramazan ayında vücut dinlenmekte, insan çevresini daha iyi tanımaktadır. Günlük yaşam diğerlerinden farklıdır. Oruçlu olunduğu için fazlaca ev işleri yapılmaz. Bugünde misafirliğe gidilmez. Her gün Ramazan ayı süresince bir hoca gelir, kuranı sesli olarak okur, aynı evde toplanan hanımlar kuranı takip ederler. Günlük bir cüz okumaktadırlar. Ramazan sevinci aile içinde hissedilmektedir. Küçükler oruç tutmak için heveslidir, gençlerde teşvik edilir. Yakın akrabalar genellikle cuma günleri ziyaret edilerek ihtiyaçları sorulup temin edilmektedir. Akşamları çocuklar yaşlıların sularını doldurup pidelerini almaktadırlar. Ramazanda her evde özellikle Bolu’nun ünlü kökez içme suyundan içilmesine gayret edilmektedir. Bu ayda insan ilişkilerine daha çok önem verilmektedir. Kalp kırmamaya kötü söz söylememeye özen gösterilmektedir. Hoş görülü ve sevecen olmaya dikkat edilmektedir. Olabildiğince çok akraba ziyaret edilmektedir ve dargınlar barışır. Özellikle fakir ve dul olanlar iftar yemeğine alınır, muhtaçlara yardım edilir. Çeşitli kurum ve kuruluşlar da bu ayda yardımlar toplanır. Bayrama kısa bir zaman kalarak tebrikler gönderilir, telefonlaşılır. İftar saati ezan okunurken atılan top bütün şehirden duyulmaktadır. Ramazanın simgesi haline gelmiş iftar topu, sahurda çalınan davul olduğu gibi birde Ramazan pidesi vardır. Bolu'daki bütün fırınlar sade ve yumurtalı pide yaparlar. İftar sofralarında ayrıca hurma da yer alır. Pidelerin açıkta getirilmesi ayıp ve günah sayıldığından kağıda sarılır, fakir fukaranın gözü kalır denilir. Bu arada zenginler komşularındaki fakir ve muhtaçlara herhangi bir fırın göstererek otuz Ramazan süresince pide tahsis ederler. Bereketli olduğuna inanılan Ramazanda yeme içme yönüyle bir bolluk vardır. Yemeklere ayrı bir özen gösterilir. İftardan önce kahvaltılık çıkartılır, çorba, pilav, dolma, et yemeği, komposto, tatlı, salata mutlaka yapılır. Bamya Ramazanın vazgeçilmez yemeğidir. İftar ve sahurda sağlık açısından az yemeğe gayret edilir. Ramazanın ilk haftasında hısım akraba davetleri olur. Bundan sonra da hali vakti iyi olanlar komşularını fakirleri iftara çağırır. Topluca davetlere “oruç açma” denilmektedir. Çok eskilerde ilimizde Ramazan ayında hayal perdelerinin kurulduğu karagöz oynatıldığı, dışarıdan gelen cambaz ve kuklaların çok rağbet gördüğü anlatılmaktadır. On bir ayın sultanı Ramazanın içinde olan kadir gecesi ise bin bir aydan hayırlıdır diye anılmaktadır. Bu gece yapılan ibadetlerin kabul olunacağı inancı yaygındır. Sağlığı iyi olan insanlar sabaha kadar namaz kılar, dua eder, kuran okurlar. Dileyen bu gece mevlit okutur, dileyen camide veya evde televizyondan mevlit dinler. Günahların affolunacağından dolayı tövbe alınır. Bolu ilimizde üç aylardaki ilk kandil günü lokum ve bulama yapılarak komşulara dağıtılır. En az yedi komşuya dağıtılması gerekmektedir. Eski Ramazanlarda bu gelenek lokma yerine gözleme dağıtma şeklinde sürdürülmekte imiş. Sahurda özellikle keşli cevizli makarna yenilmektedir. Bu Bolu'ya özgü bir yemek çeşididir. Evde kesilip kurutulan makarna suda haşlandıktan sonra üzerine tereyağı keş ve ceviz ilave edilerek yenilmektedir. Bu gelenek günümüzde de devam etmektedir. Köylerde “Hoca nöbeti” yapılmaktadır. Ramazan süresince her akşam köyün hocası bir eve iftara davet edilir ve ev sahibinin komşuları ile birlikte oruç açtırılır. Ramazanın simgesi haline gelmiş olan davulcular on beşinci günde ve bayramın ilk gününde kapı kapı dolaşarak bahşiş toplarlar. Bayram sabahı davulcular yöresel kıyafetlerle ve yöresel müzik eşliğinde dolaşırlar. Yöremizde davulcuların söylediği manilerden birkaç örnek verebiliriz. Ağız ve Diş Sağlığı Haftası 22 - 27 Kasım Ahilik Haftası Ekim'in 2. Pazartesi Anneler Günü Mayıs'ın 2. Pazar Günü Atatürk Haftası 10 - 16 Kasım Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı 19.Mayıs Atatürk'ün Ölüm Günü 10.Kasım Avrupa Günü 05.Mayıs Avukatlar Günü 05.Nisan Babalar Günü Haziran'ın 3. Pazar Günü Bilim ve Teknoloji Haftası 8 - 14 Mart Birleşmiş Milletler Günü 24.Ekim Camiiler Haftasý Ekim'in İlk Haftası Cumhuriyet Bayramı 29.Ekim Cüzam Haftası 25 - 31 Ocak Çevre Koruma Haftası Haziran ayının 2. Haftası Çocuk Hakları Günü 20.Kasım Danıştay ve İdari Yargı Haftası 10.Mayıs Dünya AİDS Günü 01.Aralık Dünya Barış Günü 01.Eylül Dünya Cüzam Günü 25.Ocak Dünya Çevre Günü 05.Haziran Dünya Çocuk Günü Ekim ayının 1. Pazartesi Dünya Çocuk Kitapları Haftası Kasım ayının 2. Haftası Dünya Eczacılık Günü 14.Mayıs Dünya Gıda Günü 16.Ekim Dünya Gümrük Günü 26.Ocak Dünya Hayvanları Koruma Günü 04.Ekim Dünya İnsan Hakları Günü 10.Aralık Dünya Kadınlar Günü 08.Mart Dünya Konut Günü 13.Ekim Dünya Kooperatifçilik Günü 21.Aralık Dünya Madenciler Günü 09.Aralık Dünya Meteoroloji Günü 23.Mart Dünya Mimarlık Günü 04.Ekim Dünya Nüfus Günü 10.Temmuz Dünya Özürlüler Günü 03.Aralık Dünya Sağlık Günü 07.Nisan Dünya Standartlar Günü 14.Ekim Dünya Su Günü 22.Mart Dünya Şehircilik Günü 06.Kasım Dünya Tasarruf Günü 31.Ekim Dünya Tiyatrolar Günü 27.Mart Dünya Turizm Günü 27.Eylül Ebeler Haftası 21 - 28 Nisan Enerji Tasarrufu Haftası Ocak ayının 2. Haftası Gazeteciler (Basın) Bayramı 24.Temmuz Gazeteciler Günü 10.Ocak Gençlik Haftası 19 - 25 Mayıs Hava Şehitlerini Anma Günü 15.Mayıs Hayvanları Koruma Günü 04.Ekim Hemşirelik Haftası 12 - 18 Mayıs Hıdrellez 06.Mayıs İlköğretim Haftası Eylül'ün 3.Haftası İnsan Hakları Haftası 7 - 13 Aralık İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Haftası 4 - 10 Mayıs İtfaiyecilik Haftası 25 Eylül - 1 Ekim Kabotaj ve Deniz Bayramı 01.Temmuz Kadın Hakları Günü 05.Aralık Kanserle Savaş Haftası 1 - 7 Nisan Karayolu Güvenliği ve Trafik Haftası 1 - 7 Mayıs Kızılay Haftası 29 Ekim - 4 Kasım Kutlu Doğum Haftası 20 - 26 Nisan Kütüphaneler Haftası Mart'ın son haftası Mevlana Haftası 2 - 9 Aralık Milli Eğitim Bakanlığı Vakfı Kuruluş Günü 19.Şubat Müzeler Haftası 18 - 24 Mayıs NATO Günü 04.Nisan Organ Nakli Haftası 3 - 9 Kasım Orman Haftası 21 - 26 Mart Öğretmenler Günü 24.Kasım Polis Teşkilatının Kuruluşu Günü 10.Nisan Sağlık ve Sosyal Güvenlik Haftası 7 - 13 Nisan Sakatlar Haftası 10 - 16 Mayıs Sivil Savunma Günü 28.Şubat Standartlar Haftası Ekim ayının 3. Haftası Tıp Bayramı 14.Mart Trafik Haftası Mayıs'ın ilk C.tesi başlayan Hafta Turizm Haftası 15 - 22 Nisan Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası 12 - 18 Aralık Türk Dil Bayramı 26.Eylül Türk Harf Devrimi Haftası 1 - 7 Kasım Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı 23.Nisan Uluslararası Irk Ayrımı ile Mücadele Günü 21.Mart UNESCO'nun Kuruluşu 16.Kasım Vakıf Haftası 3 - 9 Aralık Veremle Savaş Eğitimi Haftası Ocak ayının ilk haftası Vergi Haftası Mart'ın Son Haftası Yeşilay Haftası 1 - 7 Mart Zafer Haftasý 26 - 30 Aðustos Kaynak:bolu.gov.tr



boluilrehberi >> Kultur Sanat
Aranan:   Sektor:           Yardim


boluilrehberi.com 2003 © Tum haklari saklidir